
Ali ile 13 yıllık evliliğimizi iki yıl önce noktaladık. İki çocuğumuz, paylaştığımız onca anı ve her şeye rağmen korumayı başardığımız "medeni eski eşler" imajımız vardı. Boşanmış olsak da çocuklarımız için bir araya gelmeyi, bayramlarda veya özel günlerde birer kahve içip dertleşmeyi becerebilen o örnek çiftlerdendik.
Dün akşam büyük kızımız Damla’nın doğum günüydü. Ali, yaklaşık dört aydır Selin adında bir kadınla birlikteydi. Çocuklarımıza karşı her zaman şeffaf olduğumuz için Selin’den haberdardım. Ali, kutlama yemeğine Selin’i de getirip getiremeyeceğini sorduğunda içimde bir yerlerde ufak bir sızı hissetsem de, "Tabii ki, artık hayatının bir parçasıysa tanışmamızda fayda var," diyerek kabul ettim.
Kadıköy’de şirin bir aile restoranında toplandık. Selin, beklediğimden çok daha sıcakkanlı, hatta biraz fazla cana yakın bir kadındı. Sürekli gözlerimin içine bakıyor, ne kadar iyi bir anne olduğumdan bahsediyor, adeta kendini sevdirmek için çabalıyordu. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde hava değişmeye başladı.
Pastalar kesildikten sonra Damla çantasından bir zarf çıkarıp bana uzattı. "İyi ki doğdun anneciğim," dedi. Masada bir sessizlik oldu. Benim doğum günüm aylar önce geçmişti; ne Mart’taydık ne de bir kutlama havası vardı. Zarfa dokunduğum an Selin’in yüzündeki o samimi ifadenin yerini derin bir huzursuzluğa, hatta bir korkuya bıraktığını fark ettim. Bakışlarını benden kaçırıp titreyen elleriyle su bardağına uzandı.
Eve döndüğümde kafamdaki soru işaretleriyle boğuşurken telefonuma bir bildirim düştü. Kayıtlı olmayan bir numaradan gelen tek bir cümlelik bir WhatsApp mesajıydı bu. Profil fotoğrafına baktığımda Selin’in o tedirgin yüzüyle karşılaştım.
Mesajda yazanları okuduğumda ise kanım dondu. Selin bana sadece tek bir soru sormuştu; ama bu soru, Ali ile geçirdiğim 13 yılı, boşanma sebebimizi ve hatta Selin’in o akşam neden orada olduğunu tamamen sorgulamama neden olacaktı…
Telefonun ekranındaki ışık, karanlık oturma odasında yüzüme vuran tek aydınlıktı. Selin'in mesajı, kısa ve netti, ancak içerdiği anlam o kadar ağırdı ki, telefonu tutan parmaklarımın uyuştuğunu hissettim.
Mesaj şuydu: "Damla'nın sana verdiği o kartın içindeki tarihi gördün mü?"
İlk başta beynim bu soruyu işlemeyi reddetti. Alt tarafı bir doğum günü kartıydı, değil mi? Damla'nın çocukça bir jesti, belki de zaman kavramını karıştırmasıydı. Ancak Selin'in restorandaki o ani değişimi, gözlerindeki o saf korku ve ardından gelen bu gizemli mesaj, durumun masum bir çocukluk hatasından çok daha fazlası olduğunu haykırıyordu.
Ayağa kalktım. Bacaklarım titriyordu...