
Boğazım düğümlendi. “Ne demek istiyorsun?”
“Rıza borç içindeymiş. Kumar borcu, hem de çok büyük. O adamlar alacaklıları. Onları eve seni ve beni... bir çeşit 'teminat' olarak göstermek için çağırmış. Eğer borcunu ödeyemezse bizi onlara devredeceğine dair bir anlaşma yapmışlar. Konuşmalarını duydum anne. O yemek sadece bir tanışma değil, bir 'teslimat' töreni olacaktı.”
Selin telefonundan o kaydı başlattığında, kocamın o her zamanki kibar sesiyle bir mülkten bahseder gibi bizden bahsettiğini duydum. Dünyam başıma yıkılmıştı. O on dakikalık mesafe, hayatımızın en uzun yolculuğuna dönüşmüştü. Arkamıza bakmadan emniyete doğru sürerken, evdeki o "kusursuz" sofranın aslında bizim mezarımız olduğunu fark ettim.