Ama ben artık gerçeği biliyordum.
O gece suyu içmedim. Ertesi gün başka bir şey fark ettim: bazı anılarım bulanıktı. Bazı günleri hatırlamakta zorlanıyordum. Hatta birkaç ay önce yaptığım bazı banka işlemlerini bile net hatırlayamıyordum.
Şüphelerim büyüdü.
Gizlice belgeleri incelemeye başladım. Banka hesaplarımda küçük ama düzenli para çekimleri vardı. Tek seferde fark edilmeyecek kadar küçük… ama yıllar içinde büyük bir miktara ulaşmıştı. İmza bana aitti. Ama ben hatırlamıyordum.
Daha da kötüsü… bazı evraklarda Emir’in benim adıma yetki aldığına dair belgeler vardı.
Her şey planlıydı.
Beni yavaş yavaş unutkanlaştırmış, karar veremez hale getirmiş, sonra da hayatımı sessizce ele geçirmişti.
O gece bir karar verdim.
Yine bana su getirdiğinde bardağı aldım. Gülümsedim. Bu kez içiyormuş gibi yaptım. Ama o odadan çıkar çıkmaz suyu lavaboya döktüm. Saatler sonra onun derin uykuya daldığını duyduğumda, mutfağa indim.
Çekmeceyi açtım. Şişeyi buldum.
Elimde tuttuğum o küçük şişe… altı yılımın özeti gibiydi.
Bir an durdum.
Sonra… şişeyi alıp yerine sadece su koydum.
Ertesi gece, ona aynı ritüeli sundum.
“İç bakalım,” dedim, gülümseyerek. “Sen de çok yoruluyorsun.”
İlk kez tereddüt etti.
Ama sonra içti.
Ve ben onu izledim.
Çünkü bazı insanlar seni yavaş yavaş yok eder…
Ama bazen, hikâyenin nasıl biteceğine karar veren kişi artık sen olursun.