72 yaşındayım. Küçük bir Anadolu kasabasında doğdum büyüdüm. İnsanların hâlâ birbirine “Kolay gelsin” dediği, cenazede de düğünde de aynı sofraya oturduğu bir yer burası. Yirmi iki yıldır da aynı lokantada garsonluk yapıyorum. Eşim vefat ettikten sonra evin duvarları üstüme gelmesin diye başlamıştım işe. Ama zamanla burası benim yuvam oldu. Masalar, sandalyeler, mutfaktan gelen tencere sesleri… Hepsi hayatın devam ettiğini hatırlatıyordu.
O cuma günü öğle vakti her zamanki gibi yoğundu. Esnaf masaları dolmuş, çorba kazanı üçüncü kez tazelenmişti. Tam o sırada kapıdan genç bir kadın girdi. Üzerinde marka kıyafetler, elinde son model telefon… Kamerayı yüzüne tutmuş, canlı yayın yapıyordu.
Benim masama oturdu.
Yanına su bıraktım. Gülümsedim. Başını bile kaldırmadı.
“Arkadaşlar, bugün çok tatlı bir Anadolu lokantasındayız,” dedi telefona. Sonra bana şöyle bir bakıp ekledi: “Bakalım servis nasılmış.”
O an içimde hafif bir sızı oldu ama belli etmedim. Siparişini aldıktan sonra mutfağa ilettim. Kuru fasulye, pilav, yanında cacık. Gayet sade bir menü.
Ama ne yaptıysam yaranamadım.
Ayran soğuk değilmiş. Kaşık lekeliymiş. Yemek geç gelmiş. Oysa siparişi verdiği andan itibaren tam sekiz dakika geçmişti. Yan masadakiler rahatsız olmaya başlamıştı. Bir ara sesini özellikle yükseltti:
“Bunun kötü bir yorum olacağı belli.”
Başımı eğmedim. Sadece “Başka bir isteğiniz var mı?” dedim.
Hesap zamanı geldiğinde adisyonu önüne bıraktım. Toplam 3.500 TL tutuyordu. Kadın kaşlarını çattı.
“Bu kadar mı?”
“Evet hanımefendi.”
Bir anda sesi değişti.
“Bu servise bu para mı? Üstelik kaba davranışınla ortamın enerjisini düşürdün. Ödemiyorum.”
Yan masadaki terzi İhsan Bey başını kaldırdı. Fırıncı Mehmet ustanın eli havada kaldı. Herkes duyuyordu.
Ben sakince, “Nasıl isterseniz,” dedim.
Telefonunu tekrar açtı. “Takipçilerim her şeyi görüyor,” dedi. “Burayı rezil edeceğim.”
Sonra çantasını aldı ve çıktı. Masada 3.500 TL’lik hesap duruyordu.
Peşinden gitmedim.
Çünkü bu kasabada bazı şeyler bağırarak çözülmez.
Kapı kapanır kapanmaz mutfağa geçtim. İşletme sahibi Hasan Bey’e durumu anlattım. Yüzü gerildi.
“Yine mi sosyal medya avcılarından biri?” dedi.
Meğer son aylarda bazı yerleri özellikle provoke edip içerik çıkaran bir fenomenmiş. Küçük işletmeleri kötüleyip takipçi kazanıyormuş.
Hasan Bey kasadaki güvenlik kamerasını açtı. Her şey kayıttaydı. Kadının baştan sona tavrı, ses tonu, hakaretleri…
Ama mesele para değildi.
Mesele onurdu.
O akşam torunum Ece dükkâna geldi. Üniversitede iletişim okuyor. Olanları anlattım. Gözleri parladı devamı icin sonrki syfaya gecinz...