Zamanla olay yatışır gibi oldu. Aradan yaklaşık iki hafta geçmişti.
O akşam hava yağmurluydu. Evde, şöminenin karşısında oturmuş örgümü örüyordum. Yağmur damlaları cama vuruyor, odunların çıtırtısı bana huzur veriyordu. Saat akşam dokuza geliyordu.
Tam o sırada kapımın zili çaldı.
Bu saatte kimsenin gelmesini beklemiyordum. Örgümü kenara bıraktım, ağır adımlarla kapıya doğru yöneldim. Dışarıdaki sensörlü lamba yanmıştı. Kapıyı araladığımda, karşımda sırılsıklam olmuş, üzerinde pahalı ama ıslanmaktan şeklini kaybetmiş bir takım elbise olan genç bir adam duruyordu. Yüzünde derin bir mahcubiyet, gözlerinde ise ağır bir yorgunluk vardı. Otuzlu yaşlarının ortalarında gösteriyordu. Lüks bir araç, bahçe kapımın hemen dışında çalışır halde bekliyordu.
"Buyurun?" dedim kapıyı biraz daha açarak. "Kime bakmıştınız oğlum?"
Adam derin bir nefes aldı. Gözlerini benden kaçırarak, "Meryem Hanım... sizsiniz değil mi?" diye sordu. Sesi titriyordu.
"Benim," dedim sakin ama temkinli bir ifadeyle.
Adam boğazını temizledi. "Kapınıza bu saatte, bu şekilde geldiğim için çok özür dilerim. Ben... adım Tarık. Kapısında beliren kişi... yani karşısında durduğunuz adam, Melis'in yeni eşidir."
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. O kibirli, dünyayı kendi etrafında dönüyor sanan kızın kocası... Neden benim kapımdaydı?
"İçeri gir," dedim kapıyı sonuna kadar açarak. "Bu yağmurda kapı eşiğinde günah çıkarılmaz. Hasta olacaksın."
Tarık çekinerek içeri adım attı. Salona geçtik. Ona bir havlu ve sıcak bir çay verdim. Şöminenin karşısındaki koltuğa ilişti, çay bardağını iki eliyle sıkıca kavradı sanki ondan güç almak ister gibiydi.
"Beni buraya o göndermedi," diye söze başladı Tarık, gözlerini şöminenin ateşine dikerek. "Hatta buraya geldiğimden haberi bile yok. Biz... biz henüz üç aylık evliyiz Meryem Teyze. Melis'i tanıdığımda, bana sosyal medyada gösterdiği o melek gibi kızı sevdiğimi sanmıştım. Hayat dolu, insanlara yardım eden, neşeli biriydi benim gözümde."
Acı bir tebessümle başımı salladım. "Ama kamera kapandığında gerçek yüzüyle tanıştın, değil mi?"
Tarık yutkundu. "O videoyu izlediğimde... sizin güvenlik kamerası kayıtlarını gördüğümde yerin dibine girdim. Benim karım, benim hayatımı paylaştığım insan, kendinden yaşça büyük, emekçi bir kadına sırf birkaç beğeni uğruna, sırf üç kuruş hesabı ödememek için böylesine iğrenç bir kumpas kurmuştu. O günden beri evde kıyamet kopuyor. Hatalı olduğunu asla kabul etmiyor. Sadece 'İtibarım zedelendi, kariyerim bitti' diye ağlıyor. Sizin ne hissettiğiniz zerre umrunda değil."
Elini cebine attı ve içinden kalın bir zarf çıkardı. Zarfı sehpaya, benim önüme doğru usulca bıraktı.
"Burada o günkü 750 liralık hesap ve sizin şahsınıza yapılan bu saygısızlık için küçük bir telafi var. Lütfen kabul edin. Karımın yapamadığı o özrü, ben onun adına diliyorum. Sizin o günkü sessizliğiniz, o asil duruşunuz bana hayatımın en büyük dersini verdi Meryem Teyze. Kimi sevdiğime, kiminle aynı yastığa baş koyduğuma dair gözlerimi açtınız."
Zarfa hiç dokunmadım. Gözlerimi Tarık'ın yüzüne diktim. Bu adamda Melis'in o çiğliği yoktu; vicdan azabı çeken, dürüst bir adamın çaresizliği vardı.
"Tarık evladım," dedim yumuşak ama kararlı bir sesle. "O 750 lira, benim için sadece bir rakamdı. Ben o gün o masada o hesabı bırakırken, karının karakterinin faturasını kesmiştim zaten. Bu zarfı almayacağım. Ama madem buraya kadar geldin, bu parayı kasabadaki çocuk yurduna bağışla. Melis'in adıyla değil, kendi adınla."
Tarık başını salladı. Gözleri dolmuştu.
"Ona bir şey söyleyeyim mi?" diye sordu gitmeden hemen önce ayaklanırken.
"Ona hiçbir şey söyleme," dedim ayağa kalkıp onu kapıya doğru uğurlarken. "Sadece kendi hayatına bak. Sosyal medyada filtrelerle her şeyi güzelleştirebilirsin yavrum. Yüzündeki sivilceyi, gökyüzünün rengini, yediğin yemeği... Ama karakterin filtresi yoktur. O eninde sonunda, bir gün bir güvenlik kamerasında, bir garsonun sessizliğinde ya da eşinin gözlerinde çırılçıplak ortaya çıkar."
Tarık elimi hürmetle öptü. Teşekkür ederek kapıdan çıktı ve yağmurun karanlığına karışıp gitti.
Arabasının kırmızı stop lambaları sokakta kaybolurken kapıyı kapattım. Derin bir nefes aldım. Eski hayatıma, o küçük, huzurlu restoranıma, ahşap masalara ve su bardaklarına geri dönmek için sabırsızlanıyordum.
Çünkü hayat, ekranların arkasında değil, tam da o masaların etrafında, gerçek insanların arasında yaşanıyordu. Ve ben, o gerçek hayatın içinde hizmet etmeye, adaleti kendi küçük yollarımla sağlamaya ve yanlış babaanne olmaya bir süre daha devam edecektim.