Ertesi sabah yine erken kalktım. Dışarı çıktım. Bahçem tertemizdi. Sadece temizlemekle kalmamış, sınır çitinin kenarına küçük bir çöp kutusu koymuştu. Kapağı kapalıydı.
Aradan haftalar geçti. Bir daha bahçemde tek bir izmarit bile görmedim. Hatta bir gün, akçaağaçların yanında onu gördüm. Elinde küçük bir fide vardı.
“Toprağa nasıl dikileceğini gösterir misiniz?” dedi utangaç bir sesle.
Yanına yaklaştım. Küreği nasıl tutacağını, kökü nasıl yerleştireceğini anlattım. Ellerimiz toprak oldu. O an şunu fark ettim: Bazen en unutulmaz hediye intikam değil, sınır koymaktır.
Bahçem hâlâ gurur kaynağım. Ama artık sadece anılarımı değil, bir dersin meyvesini de taşıyor: Saygı talep edilmezse gelmez. Ve insan, ne kadar yaşlı olursa olsun, kendi toprağını savunmayı bilmelidir.