6 yaşındaki kızımı anaokulundan almaya gittiğimde, hayatımın en büyük sarsıntısını yaşayacağımı bilmiyordum.
O sabah her şey sıradandı. Eşim Kader beni iş yerimden aramış, çok önemli bir toplantısı çıktığını ve Selen’i alamayacağını söylemişti. Normalde kızımızı hep o alırdı; benim mesailerim uzun sürer, eve geç gelirdim. Bu yüzden hiç tereddüt etmeden kabul ettim, işten erken çıktım ve anaokulunun yolunu tuttum.
Selen beni kapıda görünce koşarak boynuma atladı. Ceketini giydirirken gözlerimin içine bakıp masum bir ifadeyle sordu:
“Baba, neden amca beni bugün almadı?”
Elim havada kaldı.
“Ne demek istiyorsun tatlım? Hangi amca?”
“Şey işte… Amca. O beni hep alıyor ya. Annemin ofisine götürüyor, sonra birlikte eve gidiyoruz. Bazen yürüyüşe çıkıyoruz. Geçenlerde hayvanat bahçesine bile gittik. Sen evde yokken geliyor.”
Kalbim sanki göğsümü parçalayacakmış gibi çarpmaya başladı.
“Anlıyorum,” diyebildim zorla. “Bugün gelemedi. Ben geldim. Mutlu değil misin?”
“Tabii ki mutluyum! Ama o bana sürekli amca dememi istiyor. Ben öyle demek istemiyorum.”
Bu cümle beynimde yankılandı. Sürekli amca dememi istiyor.
Eve dönerken Selen gününü neşeyle anlatıyordu ama ben direksiyona kilitlenmiş haldeydim. Kafamın içinde binlerce soru dönüyordu. Kader neden bana böyle bir şeyden bahsetmemişti? Selen ne zamandır “başka biri” tarafından alınıyordu? Ve en önemlisi… Bu adam kimdi?
O gece Kader’e bir şey sormadım. Onu izledim. Davranışlarında bir tuhaflık aradım. Ama her zamanki gibiydi. Selen’i yatırdı, mutfağı topladı, yanıma gelip “Yorgun musun?” diye sordu. Ben ise içimde büyüyen şüpheyi saklayarak sadece başımı salladım.
Ertesi gün izin aldım. Cuma günüydü. Plan basitti: Okulun karşısında park edecektim ve Selen’i kimin aldığını kendi gözlerimle görecektim.
Öğle saatine doğru okulun girişini net görebileceğim bir yere arabayı çektim. Ellerim direksiyonda kenetlenmişti. Dakikalar geçmek bilmedi. Nihayet kapı açıldı, çocuklar birer birer çıkmaya başladı.
Ve sonra Selen’i gördüm.
Elinden tutan adamı görünce kanım beynime sıçradı.
Adam benden biraz daha uzundu. Koyu saçlı, sakallı, geniş omuzlu… Yüz hatlarında tuhaf bir tanıdıklık vardı ama öfkem o kadar büyüktü ki bunu düşünemedim. Selen kahkahalar atarak onunla konuşuyor, adam da eğilip bir şeyler anlatıyordu.
Direksiyonu yumrukladım.
“Ne oluyor lan?” diye mırıldandım dişlerimin arasından.
Arabanın kapısını sertçe açıp yanlarına doğru yürüdüm. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Adam beni görünce başını kaldırdı. Göz göze geldik.
İşte o an içimdeki öfke bir anlığına yerini şaşkınlığa bıraktı.
Çünkü gözleri… benim gözlerimdi.
Aynı ela ton, aynı bakış devamı icin sonrki syfaya gecinz...