41 yaşında bir kadınım. Yıllarca kariyerimi ikinci plana attım. Yarı zamanlı işler yaptım, çocukların ödevlerine yetiştim, hastalıklarında başlarında bekledim. Eşim Murat ise o sırada kariyer basamaklarını hızla tırmandı. “Biraz daha sabret,” derdi hep, “rahat edeceğiz.” Ben de sabrettim. Üç çocuğumuz için, ailemiz için, onun için.
İki ay önce ilk kez bir haftalık iş seyahatine çıktım. İçimde tuhaf bir heyecan vardı; sanki yıllar sonra ilk kez kendim için bir şey yapıyordum. Murat kapıda bana sarılırken “Çocuklarla bol bol vakit geçireceğim,” dedi. Gülümsedim. Güvendim.
Seyahatin üçüncü gecesi, otel odasında sunum notlarımı gözden geçirirken telefonum titredi. Bilinmeyen bir numara.
Bir fotoğraf.
Ekrana baktığım an kalbim duracak gibi oldu.
Benim yatağım. Benim yatak başlığım. Komodinin üzerindeki o eski pirinç lamba. Ve benim sabahlığımın içinde bir kadın. Yüzü kadrajın dışında bırakılmıştı ama ortamı tanımamak imkânsızdı.
Altında tek bir cümle yazıyordu:
“Seni yine kollarımda görmek için sabırsızlanıyorum.”
Boğazım kurudu. Parmaklarım titreyerek fotoğrafı büyüttüm. Sabahlığın dantel detayı. Yatağın üzerindeki açık mavi yastık kılıfı. Hepsi bana aitti.
Ağlamak yerine düşünmeye başladım. Eğer bu bir ihanetse, kanıtım olmalıydı.
Derin bir nefes aldım ve Murat gibi yazdım:
“Biraz daha gönder aşkım. Bana o lakapla seslenmeni ne kadar sevdiğimi biliyorsun.”
Mesajı attıktan sonra kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.
İki saniye sonra telefon yeniden titredi.
Bir fotoğraf daha. Bu kez bacakları yatağın üzerinde uzanmıştı. Sabahlığın etekleri dağılmıştı ama yüz hâlâ görünmüyordu.
Altında şu yazıyordu:
“Senin için her şey, aslanım.”
O kelime… “Aslanım.” Yıllardır bana söylediği, yalnızca bize ait olduğunu sandığım o hitap.
Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.
Ertesi gün eve döndüm. Uçaktan inerken yüzümde donuk bir sakinlik vardı. Kapıyı açtığımda Murat mutfaktaydı, çocuklar salonda oynuyordu. Her şey sıradan görünüyordu. Ona sarıldım. Gülümsedim. Gözlerinin içine baktım. Hiçbir şey anlamadım.
Banyoya girip kapıyı kilitlediğimde ise dizlerimin bağı çözüldü. Sessizce ağladım. Sonra yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Bu hikâyede kurban olmak istemiyordum.
Fotoğrafı tekrar açtım. Bu kez gözyaşıyla değil, dikkatle baktım.
Ve o zaman fark ettim.
Fotoğrafı çeken el kadraja hafifçe yansımıştı. Sağ işaret parmağında küçük bir hilal dövmesi vardı.
Kalbim yeniden hızlandı.
O dövmeyi tanıyordum.
O hilal, en yakın arkadaşım Selin’in parmağındaydı. Üniversiteden beri hayatımda olan, çocuklarımın doğumunda yanımda duran, sırlarımı bilen Selin.
Dünyam ikinci kez yıkıldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...