“Dövme…” dedim güçlükle.
“Kerem kurtları çok severdi. Bana hep ‘Babaanne, ben kurt yavrusu gibiyim, güçlü olacağım’ derdi. Onu kaybettikten sonra yaptırdım. Ama insanlar soruyor, acıyarak bakıyor. O yüzden kapatıyorum.”
O an korkum yerini utanca bıraktı.
Aylarca zihnimde kurduğum senaryolar, suçlamalar… Hepsi bir annenin yasının yanında ne kadar küçüktü.
“Polise neden söylemediniz?” dedim.
“Şüpheyle bir hayat mahvedilmez kızım. Oğlum zaten kendini cezalandırdı.”
Sözleri ağırdı ama içinde öfke değil, yorgunluk vardı.
O gün uzun uzun konuştuk. Kerem’in kahkahasını, oyuncak arabalarını, en sevdiği çorbayı anlattı. Emine Hanım’ın bandajı bir sır değil, bir yaraydı aslında. Teninde değil, kalbinde.
Sonraki günlerde bandajı takıp takmamak konusunda artık saklanmıyordu. Bir sabah çocuklar dövmeyi gördü.
“Bu ne?” diye sordular.
Emine Hanım diz çöküp gülümsedi. “Bir kurt yavrusu. Çok cesur bir çocuğun hatırası.”
O an anladım ki bazı sırlar korkutucu değildir. Sadece ağırdır.
Ben o gün banyoda bir suçlu yakaladığımı sanmıştım. Oysa bir annenin yasına tanık olmuştum.
Ve bazen, en çok saklanan şey tehlikeli bir karanlık değil… Taşınması zor bir sevgidir.