Annem.
Ayakta durmakta zorlandım. Yavaşça yanlarına yaklaştım. Annem beni görünce donup kaldı. Yüzü bembeyaz oldu.
“Sen…” dedim kısık bir sesle. “Bu ne demek?”
Yanındaki küçük kız korkuyla annemin arkasına saklandı. Ceren ise ne olduğunu anlamadan bana bakıyordu.
Annem gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. “Artık saklayamam,” dedi.
Dizlerimin bağı çözüldü. “Ne saklayamazsın?”
Gözleri doldu. “O gün… hastanede… sana yalan söylediler.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“İkizlerden biri ölmedi.”
Dünya başıma yıkıldı.
“Ne diyorsun sen?”
“Doktorlar riskli olduğunu söylediler. İki bebeği de kaybedebilirdik dediler. Biri çok zayıftı… Yaşama şansı düşüktü. Seni korumak istedim. Seni kaybetmekten korktum. Bu yüzden…”
Sesi titredi.
“Onu ben aldım.”
Nefesim kesildi. “Ne…?”
“Onu büyüttüm,” dedi annem. “Adını Elif koydum.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Altı yıl… Altı yıl boyunca kızım yaşamıştı. Ve ben onun öldüğüne inanmıştım.
“Elif…” diye fısıldadım.
Küçük kız yavaşça bana baktı. Gözleri… aynen benimki gibiydi.
Ceren ise yanımıza geldi. “Anne, bak işte! Kardeşim!”
İki kız yan yana durdu. Birbirlerine baktılar. Gülümsediler. Sanki hep birbirlerini tanıyorlarmış gibi.
İçimdeki öfke, acı, şaşkınlık birbirine karıştı. Anneme baktım. “Bunu nasıl yapabildin?”
“Her gün pişman oldum,” dedi. “Ama seni tekrar kaybetmekten korktum.”
Derin bir nefes aldım. İçimde yıllardır taşıdığım boşluk, bir anda dolmuştu. Ama bu doluluk da acıyla gelmişti.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Elif’e baktım.
“Ben…” dedim titreyerek. “Ben senin annenim.”
Elif bana doğru bir adım attı. Tereddüt etti. Sonra küçük elini uzattı.
Elini tuttum.
O an içimdeki bütün parçalar yerine oturdu.
Ceren diğer elimi tuttu.
İki elimde iki kızım vardı.
Yıllarca bir yalanın içinde yaşamıştım. Ama o an gerçeğin acısı bile bana huzur veriyordu.
Çünkü artık eksik değildim.
Artık tamamlanmıştım.