“O gece sizin bebeğiniz ve Murat’ın bebeği karıştı… ama bu bir kaza değildi.” Başımı Murat’a çevirdim. Gözlerini benden kaçırıyordu. “Ne yaptın sen?” diye fısıldadım. Sessizlik…
Sonunda Murat konuştu. “Benim oğlum doğuştan kalp hastasıydı,” dedi titrek bir sesle.
“Doktorlar uzun yaşayamayacağını söylemişti.”
Boğazım kurudu. “Sen…?” “Senin oğlun tamamen sağlıklıydı,” dedi. “Ben… dayanamadım.” Beynimin içi uğulduyordu. “Yani…?” “Bileklikleri ben değiştirdim.” Sözler kurşun gibi saplandı. “Sen benim oğlumu çaldın.” Murat gözyaşlarını sildi. “Ben sadece oğlumu kurtarmak istedim.” Öfkeyle üzerine yürüdüm.
"35 yıl boyunca bana yalan söyledin!” Murat başını kaldırdı. “Hayır,” dedi. “Ben her gün bununla yaşadım.” Doktor sessizce konuştu. “Şu an yoğun bakımda yatan kişi… sizin gerçek oğlunuz.” Dizlerim titredi. Ama içimde başka bir düşünce vardı.
“Peki… benim büyüttüğüm oğlum?” Doktor cevap verdi. “O da hayatta. Murat’ın oğlu.” Başımı iki elimin arasına aldım. Hayatımın 35 yılı bir anda parçalanmıştı. Ama sonra içimde bir şey netleşti. Yavaşça ayağa kalktım. Yoğun bakımın camına doğru yürüdüm. Yatan adama baktım. O benim kanımdı. Ama kalbim başka birini düşünüyordu.
35 yıl boyunca “baba” dediğim sesi. Arkamı döndüm. Murat’a baktım. “Kan ver,” dedim. “Ne?” “Kan ver ki yaşasın.” Murat şaşkınlıkla bana baktı.
“Peki ya… sen?” Derin bir nefes aldım.
“Benim oğlum zaten yaşıyor.” Sessizlik çöktü. Çünkü o an anladım. Kan bağı insanı baba yapmaz. Ama sevgi… bazen bir ihanetten bile daha güçlüdür.