“Bugün çok güzel görünüyorsun,” dedim.
Gülümsedi.
Hiçbir şeyden şüphelenmedi.
Ama o andan itibaren ben plan yapmaya başladım.
Ben dikkatsiz biri değilim. İşim gereği detaylara dikkat ederim. Sabırlıyım. Ve her şeyden önce bir babayım.
İlk yaptığım şey kanıt toplamaktı.
Telefon mesajlarının ekran görüntülerini aldım. Otel faturalarını kaydettim. Evimizin güvenlik kamerasını aktif hale getirdim. Kapıya gelen herkes artık kaydediliyordu.
Haftalar geçti.
Merve hâlâ hiçbir şeyden habersizdi.
Ben ise sessizce her şeyi biriktiriyordum.
Sonra doğru zamanı bekledim.
O gün sonunda geldi.
Bir akşam ailelerimiz için küçük bir yemek düzenledik. Merve’nin ailesi, benim ailem… herkes sofradaydı. Çocuklar salonda oynuyordu.
Merve oldukça rahattı. Gülüyor, sohbet ediyordu.
Yemeğin ortasında ayağa kalktım.
“Bir şey söylemek istiyorum,” dedim.
Herkes bana döndü.
Merve de.
Televizyonu açtım.
Ekranda güvenlik kamerası görüntüleri belirdi. Evimizin kapısı açılıyor, içeri farklı erkekler giriyordu. Tarihler ekranda görünüyordu.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Sonra mesajların görüntüleri ekrana geldi.
“Çocuklar okulda. O gece vardiyasında. Kapı açık.”
Merve’nin yüzü bembeyaz oldu.
Kimse konuşmuyordu.
Ben sakin bir sesle devam ettim.
“Bu görüntüleri haftalardır topluyorum. Çünkü çocuklarımın güvenliği benim için her şeyden önemli.”
Sonra masanın üzerine bir dosya bıraktım.
Boşanma dilekçesi.
“Avukatla görüştüm,” dedim. “Çocukların velayeti için de başvuru yaptım.”
Merve bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında kaldı.
Ben ise sadece çocuklarıma baktım. Yusuf Elif’in elini tutmuştu.
O an içimdeki öfke tamamen sönmüştü.
Yerine başka bir şey gelmişti.
Kararlılık.
Çünkü bazen en güçlü tepki bağırmak değildir.
Sessizce doğru zamanı beklemektir.
O akşam evden çıkarken Yusuf elimi tuttu.
“Baba… şimdi her şey iyi olacak mı?” diye sordu.
Başını okşadım.
“Evet,” dedim.
“Artık olacak.”