Karşımda, başka bir kadına ait eşyalar, karanlık sırlar veya o yol boyunca kurduğum korkunç şeylerden hiçbiri yoktu. Karşımda benim geçmişim, bizim en acı ve en tatlı anılarımız duruyordu. Deponun içi, bundan tam on beş yıl önce, Ferhat'ın işleri feci şekilde bozulduğunda ve yılların emeğiyle aldığımız evimizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızda, haciz gelmesin diye gözyaşları içinde satmak zorunda kaldığım o antika eşyalarımla doluydu. Rahmetli anneannemden bana yadigar kalan o el oyması devasa ceviz yemek masası, köşede asaletle duran o işlemeli büyük ayaklı saat, annemin çeyizinden kalan ve satarken içimden bir parça kopan gümüş çay takımları, el dokuması o canım yöresel halılarımız... Hepsi, ama hepsi özenle paketlenmiş, temizlenmiş bir şekilde tam karşımdaydı. O karanlık ve zor dönemde borçları kapatabilmek için evdeki tüm değerli anılarımızı yok pahasına o soğuk yüzlü antikacılara vermiştik. Ben o zamanlar Ferhat üzülmesin, gururu kırılmasın diye gözyaşlarımı içime akıtmış, "Eşyanın canı cehenneme, sen benim yanımdasın, sağlığımız yerinde ya, o bana yeter" demiştim. Ama Ferhat benim o gizli gizli döktüğüm gözyaşlarımı, geceleri yutkunamayışımı asla unutmamış. Köşede, benim eski masamın üzerinde kalın, siyah deri kaplı bir defter duruyordu. Titreyen ellerimle defteri açtım. Sayfalarda tam on beş yıl boyunca aldığı notlar, tarihler ve hesaplamalar vardı. Her bir eşyamızın kime, hangi dükkana satıldığını tek tek iz sürmüş, hafta sonları benden gizli ek işlere giderek yıllarca para biriktirmiş ve o eşyaları adım adım, ilmek ilmek o antikacılardan geri satın almıştı.
Defterin en son sayfasında, benim o güzel, koca yürekli kocamın o çok iyi bildiğim, hafif eğik el yazısıyla şu satırlar yer alıyordu: "Biricik Selma'm, hayatımın anlamı... Benim yüzümden, benim başarısızlığım yüzünden döktüğün o sessiz gözyaşlarının ağırlığını tam 15 yıl boyunca kalbimde, omuzlarımda taşıdım. Gençliğimizi, o kaybettiğimiz zor yılları geri getiremem belki ama senin olanı, senin ruhunu taşıyan o anıları sana geri verebilirim. 32. evlilik yıldönümümüzde bu kapıyı sana kendi ellerimle açacağım günü hayal ederek yaşadım. Seni dünyadaki her şeyden, kendi canımdan çok seviyorum." Gözyaşlarım sağanak gibi defterin o sararmış sayfalarına damlarken, kocamdan şüphe ettiğim o yolculuk anları için kendimden nefret ettim. O, benim kırılan kalbimi onarmak için yıllarını vermiş, gizli bir kahraman gibi sadece benim gülümsemem için çalışmıştı. Defteri sımsıkı göğsüme bastırarak depoyu kilitledim. Arabaya nasıl bindiğimi, o yolları nasıl geçip hastaneye nasıl geri döndüğümü bile hatırlamıyorum. Doğruca yoğun bakım ünitesinin o soğuk koridoruna koştum. Birkaç saat süren o gergin bekleyişin ardından, doktorun izniyle yanına girdiğimde Ferhat nihayet o yorgun gözlerini hafifçe araladı. Oksijen maskesinin altından bile belli olan o şefkatli tebessümüyle bana bakıyordu. Ellerini sımsıkı tuttum, defteri yatağın kenarına, onun görebileceği yere usulca bıraktım ve yüzümü yüzüne yaklaştırarak, gözyaşları içinde kulağına fısıldadım: "Gördüm sevgilim... Her şeyi gördüm. Sen benim bu hayatta başıma gelen en büyük mucizesin." Ferhat'ın o yorgun gözünden yastığa doğru süzülen o tek damla yaş, 31 yıllık ömrümüzün, sadakatimizin ve hiçbir parayla satın alınamayacak o devasa sevgimizin en güzel, en anlamlı özetiydi.