Dakikalar geçtikçe içimde bir huzursuzluk büyümeye başladı. Koridordan Elif’in ağladığını duyabiliyordum.
Kalbim hızla atıyordu ama nedenini bilmiyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra Murat yanıma geldi. Yüzünde garip bir ifade vardı. Şaşkınlıkla karışık bir şey… sanki ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Elinde DNA test sonuçları vardı.
Kâğıdı bana uzattı.
“Bunu okumalısın,” dedi yavaşça. “Sonuç oldukça şaşırtıcı.”
Kâğıdı titreyen ellerimle aldım.
İlk başta sayfadaki teknik terimleri anlamakta zorlandım. Sonra gözüm bir satıra takıldı.
“Ebeveyn – çocuk eşleşmesi: %99,8”
Nefesim kesildi.
Kalbim sanki göğsümden çıkacak gibi atıyordu.
Başımı kaldırıp Murat’a baktım.
“Bu… bu ne demek?” diye fısıldadım.
Murat sessizce cevap verdi.
“Bu, Elif’in senin biyolojik kızın olduğu anlamına geliyor.”
O an dünya sanki durdu.
Bacaklarım titredi ve sandalyeye oturmak zorunda kaldım. Aklımda sadece tek bir düşünce vardı.
Yıllar önce hastanede bıraktığım kızım…
Onca yıl boyunca aradığım, hayalini kurduğum kız…
Bütün bu zaman boyunca benimle aynı evde yaşamıştı.
Tam o sırada Elif kapının yanında belirdi. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.
Bana baktı. Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra yavaşça yanıma geldi.
“Gerçekten… sen misin?” diye sordu.
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
“Evet,” diyebildim sadece. “Benim.”
Elif birkaç saniye bana baktı. Sonra bir anda bana sarıldı.
O an yıllardır içimde taşıdığım boşluk dolmuş gibiydi.
Hayat bazen insanı acımasız seçimlere zorlayabiliyor. Ama o akşam anladım ki kader bazen en beklenmedik anda insanlara ikinci bir şans verebiliyor.
Ve ben o ikinci şansı artık asla kaybetmeyecektim.