Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok

15 yaşındaki oğlum, bayram için yoğun bakımdaki yeni doğan bebeklere 17 bere ördü — kayınvalidem hepsini yaktı, ardından kasabanın belediye başkanı kapısında belirdi.

Yazar: admin • 08.04.2026 15:16

"Senin utanç verici bulduğun, paçavra dediğin şey bu mu?" diye sordu Kenan, sesi tehlikeli bir sakinlikteydi. "Bir çocuğun, karşılıksız ve saf bir sevgiyle, hiç tanımadığı bebekler için emek vermesi mi seni utandırdı? Yoksa asıl utanç, o masum emeği sırf kendi hastalıklı kibrin uğruna çalakalem ateşe verecek kadar kararmış bir kalbe sahip olman mı?"

Şermin'in söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Pahalı ipek bluzunun yakasını çekiştiriyor, elleri titriyor, etrafına toplanan komşuların ayıplayan fısıltıları ve şaşkın bakışları altında eziliyordu. Yıllarca ilmek ilmek işlediği o mükemmel, cemiyetin saygın kadını maskesi, kendi elleriyle yaktığı o ateşin dumanında tamamen eriyip gitmişti.

"Ben... ben onun iyiliğini istedim," diye mırıldandı Şermin çaresizce, ama sesinde zerre kadar inandırıcılık yoktu. Gözlerini kaçırıyordu. "Erkek adam örgü mü örer? Onun yaşıtları spor yapıyor, maçlara gidiyor... O ise kız gibi köşeye çekilip..."

"Onun yaşıtları," diyerek sözünü kesti Kenan, ses tonunu bir oktav daha yükselterek, "belki topla oynuyor, belki bilgisayar başından kalkmıyor olabilir. Buna saygı duyarım. Ama Emir, bu dünyaya nasıl daha fazla iyilik katabileceğini, başka hayatlara nasıl dokunabileceğini düşünüyor. Erkek adam olmak, senin o köhnemiş, dar kalıplarına sığmak değildir. Erkek adam olmak; merhametli olmaktır, üretmektir, sevgi dolu, vicdanlı bir kalbe sahip olmaktır. Emir, benim tanıdığım en güçlü, en yürekli adamdır. Ve senin gibi kalbi taşa dönmüş birinin onun hayatında yeri yoktur."

Bu sözler karşısında Emir'in yanaklarından süzülen yaşlar hızlandı ama bu kez üzüntüden, öfkeden ya da hayal kırıklığından değildi. Hayatında ilk defa bir baba figürü tarafından bu kadar güçlü, bu kadar gururla ve tereddütsüzce savunulmanın verdiği o tarifsiz güven duygusundandı.

Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım. Gözyaşlarım sessizce akıyordu. Yıllarca tek başıma göğüs gerdiğim, Emir'i korumak için uğraştığım Şermin'in o zehirli sözleri, ilk defa bir başkası tarafından, hem de tüm dünyanın gözü önünde paramparça ediliyordu. Kenan yanıma geldi, boşta kalan elini belime doladı. İkimiz birlikte Emir'e yenilmez bir duvar örmüştük.

Belediye başkanı öfkeyle başını salladı. Kameralara dönmeden önce Şermin'e son bir bakış attı. "Bu gördüklerim karşısında gerçekten dehşete düştüm, Şermin Hanım," dedi sert bir ifadeyle. "Bu kasabada dayanışmayı ve merhameti yüceltmeye çalışıyoruz. Sizin yaptığınız bu eylem, sadece bir çocuğun masum emeğine değil, insanlığın en temel değerlerine yapılmış korkunç bir saldırıdır. Sizi kendi vicdanınızla baş başa bırakıyorum."

Başkan ardından yüzünü Emir'e döndü. Yüzündeki o katı ifade anında erimiş, yerini babacan, sıcak bir tebessüme bırakmıştı. "Emir," dedi şefkatle elini uzatarak. "O berelerin bugün burada küle dönmüş olması, senin o güzel kalbindeki ateşi asla söndüremez. Sen üstüne düşeni, o yüce görevini fazlasıyla yaptın evlat. O 17 bere belki o bebeklerin başını ısıtmayacak... ama senin niyetin, bugün burada kaydedilen bu görüntülerle tüm ülkenin içini ısıtacak."

O gün, o dumanlı bahçeden arkamıza bile bakmadan, omuz omuza çıktık. Şermin, yanan metal bidonun başında, komşuların bitmek bilmeyen fısıltıları ve kendi rezilliğiyle baş başa kalmıştı. Kendi zehirli kibri, onu içine hapsettiği en büyük zindanı olmuştu artık.

Olayların üzerinden sadece üç hafta geçti. Ancak bizim hayatımızda üç asırlık bir değişim yaşandı. Kenan'ın o gün Şermin'in bahçesinde yaptığı o efsanevi konuşma ve Emir'in yanan berelerinin o hüzünlü görüntüsü, yerel televizyonda yayınlandıktan saatler sonra sosyal medyaya düştü ve bir çığ gibi büyüdü. Sadece yaşadığımız kasabadan değil, ülkenin dört bir yanından, hatta yurt dışından bile insanlar, hastanenin yoğun bakım ünitesine kolilerce el örgüsü bere, patik ve yumuşacık battaniyeler göndermeye başladı.

Emir'in kaybettiği o 17 bere, küllerinden doğan bir anka kuşu gibi binlerce bebeği ısıtan devasa bir "Emir'in İlmekleri" iyilik hareketine dönüşmüştü.

Dün akşam salonumuzda, kendi dünyamızın o güvenli kozasında oturuyorduk. Şöminede odunlar huzur verici bir sesle çıtırdıyordu. Emir her zamanki favori koltuğuna geçmiş, elinde yeni aldığı gök mavisi bir iple dikkatle örgü örüyordu. Yüzünde, o gün yaşananların bıraktığı hiçbir korku ya da travma belirtisi yoktu; aksine, eskisinden çok daha özgüvenli, yüzünde o ince tebessümü hiç eksik etmeyen genç bir adam vardı karşımda.

Kenan mutfaktan elinde iki fincan taze demlenmiş çayla geldi ve yanıma oturdu. Fincanın birini bana uzattıktan sonra, kolunu omzuma atıp Emir'in ritmik bir şekilde hareket eden şişlerini izlemeye başladı.

"Biliyor musun," dedi Kenan gülümseyerek, sesinde tarifsiz bir gurur vardı, "hastanenin başhekimi bugün beni yine aradı. Gelen kargoları, o güzelim bereleri koyacak yer bulamıyorlarmış. Ek bina inşa edilene kadar sırf bu eşyalar için büyük bir depo kiralamak zorunda kalmışlar."

Emir başını işinden kaldırdı, gözlerinin içi yıldızlar gibi parlıyordu. Yüzüne o masum heyecan yayıldı. "Gerçekten mi Kenan abi... yani, baba?"

Emir'in ağzından kendiliğinden dökülen o kelime, odadaki zamanı saniyelerliğine durdurdu. Sanki evren derin bir nefes almış ve beklemeye başlamıştı. Kenan'ın eli omzumda donakaldı, gözleri hızla doldu. Çay fincanını titreyen elleriyle sehpaya zar zor bıraktı, usulca kalkıp Emir'in yanına gitti. Hiçbir şey söylemeden, kelimelerin kifayetsiz kaldığı o anın içinde oğluna sıkıca, tüm gücüyle sarıldı. Emir de şişleri kucağına bırakıp kollarını ona doladı.

"Gerçekten oğlum," diye fısıldadı Kenan, sesi sevinç gözyaşlarına boğulmuştu. "Senin o güzel kalbin, o minik kıvılcımın öyle büyük bir iyilik ateşi yaktı ki... Artık hiçbir bebek üşümeyecek."

Ben o manzarayı, hayatımın o iki en değerli erkeğini izlerken, yanaklarımdan süzülen yaşlara engel olamadım. Anlamıştım; hayat bazen en büyük acıları, en kötü niyetleri, en güzel başlangıçların tohumu yapmak için kullanıyordu. Şermin'in o karanlık kötülüğü, bizi birbirimize sarsılmaz bir şekilde kenetleyen ve gerçek bir aile olmamızı sağlayan o son yapboz parçasını yerine oturtmuştu.

Emir o aylar boyunca sadece yün bereler örmemişti; o incecik iplerle, sevgiyle ve sabırla, yıkılmaz bir ailenin temellerini örmüştü. Ve artık biz, tüm fırtınalara, tüm kibrin ve kötülüğün ateşine karşı dimdik duran, sıcacık ve birbirine kopmaz bağlarla bağlı bir bütündük.

← Önceki
2 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress