Fakir Kayınpederime 12 Yıl Bakmak: Ölmeden Önce Bana Yırtık Bir Yastık

Tarih: 14.02.2026 10:14

İyiliklerin katlanarak geri döndüğünü söylerler. Ancak on iki yıl boyunca aralıksız ördek taşıyıp, gecenin üçünde eczanelere koştuğunuzda ve yavaş yavaş kendi hayatınızı unuttuğunuzda, mucizelere inanmak pek kolay olmuyor. Kayınpederim Samuel sessiz ve nazik bir adamdı ama hayat ona hiç acımamıştı. Ne düzgün bir emekli maaşı ne de “kara gün” için bir kenara atılmış parası vardı; görünen o ki, dikili bir ağacı bile yoktu.

Eşimle onu yanımıza aldık çünkü gidecek başka hiçbir yeri yoktu. Başlangıçta her şeyi büyük bir istekle yapıyordum: Kendimi iyi bir gelin olduğuma, bunun hem insani hem de vicdani görevim olduğuna ikna etmiştim. Fakat yıllar geçtikçe hayatım; bitmek bilmeyen tıbbi prosedürlerin, yemek yedirmelerin ve ağır ilaç kokularının döngüsüne dönüştü.

Artık tükenmiştim. Samuel sonunda hayata gözlerini yumduğunda, içimde tuhaf bir rahatlama ve sızlatan bir suçluluk duygusu hissettim. Miras kalmayacağını biliyordum ve hayatımdaki bu zorlu sayfayı kapatmaya hazırlanıyordum. Ancak hayatının son dakikaları her şeyi değiştirdi. Yaşlı adam beni yatağının yanına çağırdı; elleri titriyordu, sesi neredeyse tamamen kesilmişti ama bakışları hala çok keskindi. Bana eski, gri ve dikişlerinden sökülmek üzere olan bir yastık uzattı.

— Bu senin için… her şey için… — diye fısıldadı ve bunlar son sözleri oldu.

Boğazımda bir düğümle bu tuhaf hediyeyi kabul ettim. O an içimde acıma duygusu ile buruk bir kırgınlık savaşıyordu: Gençliğimin ve sadakatimin on iki yılı, gerçekten bu tozlu ve kirli bez parçasına mı değer görülmüştü?

Eski Yastık Kılıfının Sırrı

Cenazeden sonra o kasvetli temizlik zamanı geldi. Samuel’in odasını topluyor, hastalığı hatırlatan eşyalardan bir an önce kurtulmaya çalışıyordum. Bir ara gözüm sandalyenin üzerine bırakılmış o yastığa takıldı. Yıllardır biriken öfkem aniden dışarı taştı. Bir daha asla bu “ödülü” hatırlamamak için yastığı kaptım ve parçalayıp çöpe atmaya karar verdim.

Eski kumaşın kenarından var gücümle asıldım. Yastık kılıfı bir çatırtıyla yırtıldı; ancak beklediğim eski kuş tüyleri ve toz bulutu yerine, yere tok bir sesle kağıt tomarları döküldü.

Dizlerimin bağı çözüldü. Titreyen ellerimle sararmış kağıtları yırtarak yere diz çöktüm. İçindekiler sadece paradan ibaret değildi. Orada hamiline yazılı banka tahvilleri, eski ve yeni basım yüksek değerli banknot desteleri ve birkaç kadife kese duruyordu. Keselerden birini açtığımda avucuma eski altın sikkeler ve üzerinde devasa bir safir olan ağır bir aile yadigarı yüzük düştü.

Bu zenginliğin arasında Samuel’in titrek eliyle yazılmış kısa bir not vardı: “Sustuğum için beni affet. Eğer para daha önce ortaya çıksaydı, ailemizi bozmasından korktum. Beni sadece ben olduğum için sevdiğinizi bilmek istedim. Sen beni yalnızlıktan kurtardın kızım. Şimdi ben de seni muhtaçlıktan kurtarıyorum.”

Sabrın Gerçek Bedeli

Yerde, bu beklenmedik servetin ortasında oturmuş ağlıyordum; ama bu sevinç gözyaşları değil, bir anlık öfkemden duyduğum utancın gözyaşlarıydı. Samuel bir yoksul değildi. O, bir zamanlar her şeyini kaybetmiş ama aile mirasının kalıntılarını korumayı başarmış bir adamdı; bu mirası, onu zor gününde terk etmeyen kişiye son ve belirleyici bir hediye olarak saklamıştı.

Bu para, eşimle birlikte ipotek borcumuzu kapatmamızı ve çocuklarımıza hayal bile edemeyeceğimiz bir eğitim imkanı sunmamızı sağladı. Ama en değerli varlığımız, o eski yırtık yastık kılıfı olarak kaldı. Onu çerçeveletip çalışma odama astım. Bana her gün, gerçek şefkatin bir bedeli olduğunu ama mükafatının, artık beklemeyi bıraktığınız en beklenmedik anda geldiğini hatırlatıyor.