Doktor genç kadını tedavi etmeyeceğini söyledi genç kadını azarlayarak dışarıya çıkmasını söyledi

Tarih: 13.02.2026 16:04

Hastanenin floresan ışıkları genç kadının yüzündeki solgunluğu daha da belirginleştiriyordu. Elif, sabahın erken saatlerinden beri artan sancılarına rağmen sabırla sırasını beklemişti. İçinde büyüyen korkuya rağmen güçlü durmaya çalışıyordu. Karnını tutuyor, derin nefes alıyor, “Geçecek,” diyordu kendi kendine. Ama içten içe bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordu.

Adı anons edildiğinde hızla ayağa kalktı ve doktorun odasına girdi. Masanın arkasında oturan Doktor Murat, dosyasına şöyle bir göz attı, ardından başını kaldırmadan konuştu.

“Şikayetiniz nedir?”

Elif titrek bir sesle son günlerde artan ağrılarını, baş dönmesini ve bayılacak gibi oluşunu anlattı. Doktor Murat ise sabırsız bir ifadeyle kalemini masaya vurdu.

“Bu kadar basit şeyler için acile mi geliyorsunuz? Gençsiniz, bir şeyiniz yoktur. Abartıyorsunuz.”

Elif neye uğradığını şaşırmıştı. “Ama gerçekten çok kötü hissediyorum. Dün gece bayılacak gibi oldum…”

Doktor bir anda başını kaldırdı. Gözlerinde sert bir ifade vardı.

“Bakın hanımefendi, burada ciddi hastalar var. Sizin gibi panik yapanlarla uğraşamam. Psikolojik olabilir. Şimdi lütfen çıkın, başka hastalara bakacağım.”

Elif’in gözleri doldu. “Ama beni muayene etmeden nasıl—”

Doktor sert bir ses tonuyla sözünü kesti. “Yeter! Lütfen odadan çıkın.”

O an Elif’in içindeki utanç ve çaresizlik birbirine karıştı. Kalbi hızla çarpıyordu. Sanki herkes ona bakıyormuş gibi hissediyordu. Başını eğerek odadan çıktı. Koridorun sonunda bir banka oturdu. Elleri titriyordu. Telefonunu çantasından çıkardı ve kocasını aradı.

“Emre…” sesi kısılmıştı. “Hastaneye gelir misin? Lütfen…”

Emre, eşinin sesindeki korkuyu hemen fark etti. “Ne oldu? İyi misin?”

“Elimden bir şey gelmiyor. Çok kötü hissediyorum. Doktor da bakmadı.”

“Orada kal. Geliyorum.”

Yarım saat sonra Emre hastanenin kapısından hızla içeri girdi. Elif’i bankta otururken buldu. Yüzü daha da solmuştu. Emre’nin içini bir öfke kapladı ama önce eşinin elini tuttu.

“Ne dedi sana?”

Elif yaşadıklarını anlatırken bir anda başı döndü ve gözleri karardı. Emre onu güçlükle tutabildi. O an panik başladı. Emre bağırarak yardım istedi. Hemşireler koşarak geldi. Elif sedyeye alındı.

Tesadüf bu ya, sedyeyi tekrar Doktor Murat’ın odasına getirdiler. Doktor, Elif’i baygın halde görünce kaşlarını çattı.

“Ne oldu?”

Emre öfkesini zor tutarak konuştu. “Siz bakmamışsınız. Eşim bayıldı!”

Doktor bu kez istemeyerek de olsa muayeneye başladı. Nabzını kontrol ettiğinde yüzü değişti. Tansiyonu tehlikeli derecede düşüktü. Hızla kan tahlili ve ultrason istedi.

Sonuçlar geldiğinde odadaki hava ağırlaştı. Elif’in iç kanama geçirdiği ortaya çıktı. Eğer biraz daha geç kalınsaydı, hayati risk oluşabilirdi.

Doktor Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Az önce “abartıyorsunuz” dediği genç kadın, ölümün kıyısından dönmüştü.

Ameliyata alındı. Saatler Emre için geçmek bilmedi. Koridorda ileri geri yürürken öfke, korku ve çaresizlik arasında gidip geliyordu. Sonunda ameliyathane kapısı açıldı. Doktor Murat çıktı. Yüzündeki sertlik gitmişti.

“Ameliyat başarılı geçti. Eşiniz şu an stabil.”

Emre derin bir nefes aldı ama bakışları soğuktu. “Bu noktaya gelmemeliydi.”

Doktor başını eğdi. “Haklısınız.”

O an ilk kez kibirli tavrından eser yoktu. “Yoğunluktan… bazen belirtileri hafife alabiliyoruz ama bu bir bahane değil. Büyük bir hata yaptım.”

Emre sertçe karşılık verdi. “Siz hata yapmadınız. İhmal ettiniz.”

Bu söz, Doktor Murat’ın içine işledi. O gece nöbeti bitmesine rağmen hastaneden ayrılmadı. Elif’in dosyasını tekrar tekrar inceledi. Kendi kendine sordu: “Ne zaman bu kadar duyarsız oldum?”

Tıp fakültesine başladığı günleri hatırladı. İnsanlara yardım etme hayaliyle çıktığı yolu… Ama yıllar içinde yoğunluk, stres ve kibir onu değiştirmişti. Hastaları birer dosya gibi görmeye başlamıştı.

Ertesi sabah Elif gözlerini açtığında başucunda Emre vardı. Bir süre sonra kapı çaldı. İçeri Doktor Murat girdi. Bu kez yüzünde yumuşak bir ifade vardı.

“Elif Hanım… size bir özür borçluyum. Dün sizi dinlemedim. Bu benim mesleki sorumluluğuma yakışmadı.”

Elif zayıf bir sesle konuştu. “Ben sadece yardım istemiştim.”

Doktor başını salladı. “Ve ben o yardımı vermedim. Ama söz veriyorum, bu benim için bir dönüm noktası olacak.”

Belki o söz Elif’in yaşadığı korkuyu silemezdi ama o an odadaki hava değişti. Çünkü ilk kez doktor gerçekten bir insan gibi konuşuyordu.

Elif birkaç gün sonra taburcu edildi. Hastaneden çıkarken arkasına baktı. O bina, ona hem büyük bir korku hem de hayatın ne kadar ince bir ipliğe bağlı olduğunu hatırlatmıştı.

Doktor Murat ise o günden sonra hiçbir hastayı dinlemeden karar vermedi. Her şikayeti ciddiye aldı. Çünkü bir akşam, genç bir kadını azarlayarak kapıdan göndermenin eşiğinden dönmüş ve mesleğinin özünü yeniden hatırlamıştı: Önce insan.

Ve bazen bir yüzleşme, sadece bir hayatı değil, bir vicdanı da kurtarır bu hikaye kurgulanarak hazırlanmıştır fotoğraftaki kişiler gerçek kişileri temsil etmemektedir.