Annem bana miras bırakmadığı için ona kırgındım ama ölümünden sadece 1 hafta sonra telefonuma gelen mesaj ile hayatım tamamen değişecekti.
Annem bana miras bırakmadığı için ona kırgındım ama ölümünden sadece 1 hafta sonra telefonuma gelen mesaj ile hayatım tamamen değişecekti.
Cenazeden sonra evine son kez girdiğimde, duvarlardaki çerçeveler bile bana yabancı görünmüştü. Oysa o evde büyümüştüm. Salonun ortasında durup vasiyetin okunduğu günü hatırladım. Avukat, annemin tüm birikimini bir vakfa bağışladığını söylediğinde gözlerim donup kalmıştı. Bana ise yalnızca birkaç kişisel eşya bırakılmıştı: eski bir kol saati, bir ahşap müzik kutusu ve çocukluğumdan kalma fotoğraflar.
“Bunca yıl… hepsi bu mu?” diye düşünmüştüm.
Annemle aramız hiçbir zaman kolay olmamıştı. Babam öldükten sonra içine kapanmış, her şeyi tek başına sırtlamaya çalışmıştı. Ben üniversite için başka şehre gittiğimde aramızdaki mesafe daha da büyümüştü. Son yıllarda konuşmalarımız kısa, soğuk ve zorunlu hale gelmişti. İçimde hep bir kırgınlık vardı ama bunu hiç dile getirmemiştim. Şimdi ise dile getirecek kimse kalmamıştı.
Cenazeden tam bir hafta sonra, gece yarısına doğru telefonum titredi. Bilinmeyen bir numaradan gelen kısa bir mesaj:
“Annenin sana bıraktığını almak istiyorsan yarın saat 14.00’te eski tren garında ol. Yalnız gel.”
İlk tepkim öfke oldu. Biri benimle dalga mı geçiyordu? Annem miras bırakmamıştı. Bunu resmi olarak öğrenmiştim. Mesajı silmek üzereydim ki ikinci bir bildirim geldi.
“Ahşap müzik kutusunu yanında getir.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu. Müzik kutusundan kim haberdar olabilirdi? O kutuyu vasiyet sonrası eve gittiğimde almıştım. Küçük, koyu renkli, üstünde oyma çiçek desenleri olan sıradan bir kutu. İçini açtığında eski bir ninni çalıyordu. Çocukken annem her gece onu çalar, ben uyuyana kadar başımda beklerdi.
Gece boyunca uyuyamadım. Bu bir tuzak olabilir miydi? Ama kim neden böyle bir şey yapsın? Sabah olduğunda merakım korkumu bastırmıştı. Müzik kutusunu çantama koyup eski tren garının yolunu tuttum.
Gar yıllardır kullanılmıyordu. Paslı raylar, kırık camlar, duvarlarda solmuş afişler… Saatime baktım: 13.58. Tam o anda telefonum yine titredi.
“Peron 3’e gel.”
Adımlarım yankılanarak ilerledim. Peron 3’e vardığımda kimse yoktu. Tam geri dönmeyi düşünürken arkamdan bir ses duydum.
“Kerem?”
Döndüm. Karşımda ellili yaşlarında, ciddi bakışlı bir adam duruyordu. Elinde ince bir dosya vardı.
“Ben annenin avukatı Murat Demir. Sana gerçeği anlatmam gerekiyor.”
Şaşkınlıkla baktım. “Ama vasiyet okundu. Her şeyi vakfa bıraktı.”
Adam başını salladı. “Resmi vasiyet öyleydi. Çünkü annen bunu özellikle istedi. Seni korumak için.”
“Beni… korumak mı?”
Perondaki eski banklardan birine oturduk. Murat Bey dosyayı açtı. İçinden birkaç belge ve bir zarf çıkardı.
“Annenin yıllar önce ortak olduğu bir yatırım vardı. Çok büyük bir miktar. Ancak o yatırımın diğer ortakları temiz insanlar değildi. Annen, senin bu işin içine çekilmeni istemedi. Bu yüzden resmi kayıtlarda tüm mal varlığını vakfa bağışladı. Böylece kimse senin peşine düşmeyecekti.”
Nefesim kesilmişti. “Peki şimdi neden buradayız?”
“Müzik kutusu yanında mı?”
Titreyen ellerle çantamdan çıkardım. Murat Bey kutuyu dikkatle inceledi, alt kısmındaki küçük vidayı açtı. Kutunun içinden, çift tabanın altına gizlenmiş ince bir USB bellek çıktı.
“Annen asıl mirası bunun içine sakladı.”
Gözlerime inanamadım. “Bu… ne demek?”
“Yatırım yıllar içinde inanılmaz bir değere ulaştı. Annen, payını gizli bir hesaba aktardı. Hesabın bilgileri ve erişim anahtarı bu bellekte. Ancak paradan daha önemlisi bir video var.”
Yakındaki terk edilmiş bir ofise geçtik. Murat Bey dizüstü bilgisayarını açtı ve belleği taktı. Ekranda annemin yüzü belirdi. Gözlerim doldu.
“Kerem,” diye başladı. Sesi her zamanki gibi sakindi. “Eğer bunu izliyorsan, planım işe yaramış demektir. Sana açık açık anlatamadığım için özür dilerim. Hayatım boyunca seni korumaya çalıştım. Belki sevgimi gösteremedim ama her kararımda seni düşündüm.”
Boğazım düğümlendi.
“Bu para senin yeni bir başlangıç yapman için. Ama senden bir ricam var: Bu parayı sadece kendin için kullanma. Hayal ettiğin o teknoloji atölyesini kur. Gençlere ücretsiz eğitim ver. Sen küçükken hayal kurmayı ne kadar severdin, hatırlıyor musun? Ben senin hayallerine inandım. Şimdi sıra sende.”
Video bittiğinde gözyaşlarımı tutamadım. Annem beni mirastan mahrum bırakmamıştı. Aksine, beni korumuş ve bana güvenmişti. Onun sessizliği ilgisizlik değil, fedakârlıktı.
Murat Bey bana hesap bilgilerini teslim etti. “Bu saatten sonra karar senin,” dedi.
O gün eve dönerken içimdeki kırgınlık yerini ağır ama sıcak bir huzura bırakmıştı. Annemi yıllarca yanlış anlamıştım. Onun sevgisi yüksek sesle konuşmuyordu; sessizce, sabırla ve planlıydı.
Aylar sonra, annemin adını taşıyan bir teknoloji ve tasarım atölyesinin açılışında kapıda dururken kalabalığa baktım. İçeride çocuklar 3D yazıcılarla hayallerini tasarlıyor, gençler kod yazmayı öğreniyordu. Duvara annemin gençlik fotoğrafını asmıştım. Altına şu cümleyi yazdırdım:
“Sevgi bazen miras değildir, yol gösteren bir ışıktır.”
O gece telefonuma gelen mesaj hayatımı gerçekten değiştirmişti. Ama asıl değişim, annemin bana bıraktığı parayı değil, bana duyduğu inancı fark ettiğim anda başlamıştı. Ve şimdi biliyordum ki en büyük miras, insanın arkasında bıraktığı anlamdı.

