Ankara Ayazında Gizli Bir Kahraman: Kapımdaki Eski Hademenin Şok Edici Sırrı

Mamak’ın tepelerine kurulan bu okulda kışlar bir başka sert geçer. Ben Elif. Beş yıllık sınıf öğretmeniyim. Ankara’nın eksi dereceleri gören o dondurucu sabahlarında, nefesimizin havada buhara dönüştüğü günlerde bile okulun kapısını hep Rıza Amca açardı. 68 yaşındaydı Rıza Amca. Zayıf, kamburu hafif çıkmış, hep aynı lacivert iş önlüğünü giyen, sessiz sedasız bir adamdı. Günümüz ekonomisinde, 42.000 TL maaşla ayakta kalmaya çalışırken insanın gözü başkasının derdini pek görmez derler. Kredi kartı faizleri, artan market fiyatları derken hepimiz kendi dünyamıza gömülmüştük. Ancak Rıza Amca’nın ayaklarındaki o manzara benim dünyamı durdurdu.
Ocak ayının en soğuk haftasıydı. Kar diz boyuydu. Rıza Amca’nın ayaklarında süet bir ayakkabı vardı. Ama ayakkabı o kadar erimişti ki, içine su girmesin diye ayaklarına market poşeti geçirmiş, dışını ise gri koli bandıyla sımsıkı sarmıştı. Adım attıkça ayakkabıdan sızan buz gibi suyun çıkardığı o sesi duyabiliyordum. Teneffüste kalorifer peteğine yaslanmış, titreyen elleriyle ince belli bardaktan çayını yudumlarken göz göze geldik. O mahcup bir şekilde ayaklarını saklamaya çalıştı. Ben de görmemiş gibi yapıp hızla öğretmenler odasına girdim. O gün ders anlatamadım. Boğazımda bir düğüm vardı.
Onun onurunu kırmadan bu işi çözmeliydim. Sınıfımın en zeki kızlarından Ayşe’yi tembihledim. ‘Ayşeciğim, Rıza Amca’ya bir sor bakalım, ayakkabı numarası kaçmış. Ama aramızda sır, tamam mı?’ Ayşe sevinçle koştu. Dönüşünde bana, ‘Öğretmenim 44 numaraymış, ayaklarım çok büyük olduğu için ucuz ayakkabı bulamıyorum dedi’ diyerek fısıldadı.
Cuma akşamı çıkışta doğrudan Kızılay’a gittim. Ayakkabı mağazalarını gezdim. İyi bir outdoor kışlık bot 4.500 TL civarıydı. O ayki doğalgaz faturamı ertelemeyi göze alarak, içi yünlü, su geçirmez, kapkara, sağlam bir bot aldım. Pazartesi sabah erkenden okula gittim ve kutuyu kalorifer dairesine, onun dinlendiği o derme çatma sandalyenin üzerine bıraktım. İçine, ‘Ankara soğuğu adamı yorar Rıza Amca. Lütfen kabul et, duaların yeter. Gizli bir dost.’ yazılı küçük bir kağıt koydum.
O haftayı huzurla geçirdim. Rıza Amca botları giymişti. Koridorda yürürken ayaklarının yere sağlam bastığını, yüzüne hafif bir renk geldiğini görüyordum. İyilik yapıp denize atmak, en güzel histi. Ta ki Cuma akşamına kadar.
Akşam evde, battaniyeme sarılmış televizyon izlerken saat tam 21.00’de kapım çaldı. Güvenlikli bir sitede oturmuyordum, Mamak’ta eski bir apartmandı. Delikten baktığımda Rıza Amca’yı gördüm. Şok oldum! Adresimi kimden almıştı? Korkarak kapıyı açtım.
‘Rıza Amca? Hayırdır inşallah?’ dedim.
Rıza Amca içeri girmedi. Kapının eşiğinde durdu. Yüzünde okulda hiç görmediğim kadar ciddi, sert ve kararlı bir ifade vardı. Elini cebine attı ve bana bir zarf ile bir emniyet müdürü rozeti uzattı.
‘Ben hademe değilim Elif Öğretmen,’ dedi tok bir sesle. ‘Ben Emekli İstihbarat Albayı Rıza. Altı aydır bu okulda yerleri süpürüyorum çünkü seni koruyorum.’
Beynim uyuşmuştu. ‘Nasıl yani? Neden beni koruyorsun?’ diyebildim titreyerek.
‘Senin üç yıl önce boşandığın, uzaklaştırma kararı aldırdığın o adam var ya… Cezaevinden çıktığını ve seni aradığını öğrendik. Eski mesai arkadaşlarımdan biri dosyanı bana gösterdi. Senin o adamdan kaçmak için her şeyini bırakıp bu mahalleye sığındığını biliyordum. Benim de bir kızım vardı Elif. Senin yaşında, senin gibi bir öğretmendi. Onu eski kocası… kurtaramadık onu. Yetişemedim. O gün yemin ettim. Başka bir kızımız daha gitmeyecek dedim. Seni aylardır okulda gözetliyorum, etrafında kuş uçurtmuyorum. O yırtık ayakkabıları bilerek giydim ki kimse benim sivil bir koruma olduğumu anlamasın, sıradan, zavallı bir ihtiyar sansınlar.’
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. ‘Ama sen… Sen kendi yokluğuna rağmen, o zavallı ihtiyarın ayakları üşümesin diye kendi doğalgaz faturanı ödemeyip ona bot aldın. Sen melek gibi bir insansın kızım.’
Bana zarfı uzattı. ‘O adamı bugün emniyetteki arkadaşlarım sınırdan kaçmaya çalışırken yakaladı. Artık güvendesin. Ve bu zarftaki tapu… Senin oturduğun bu evin tapusu. Ev sahibin evi satılığa çıkardığında, seni sokağa atmasınlar diye kızımdan kalan mirasla burayı ben satın aldım. Bugün, görevim bitti kızım.’
Oracıkta dizlerimin üzerine çöküp hüngür hüngür ağlamaya başladım. O koca istihbaratçı, Ankara ayazında buz tutmuş yüreğimi ısıtan bir babaya dönüşmüştü. O gece, sadece yeni bir hayata değil, kaybettiğim güven duygusuna da yeniden kavuşmuştum.