Kariyerimi Bırakıp Evlat Edindim, Kocamın Milyonluk İhanetiyle Yüzleştim

Ferhat’la Ankara’nın o soğuk ama bizim için bir o kadar sıcak olan Çankaya sokaklarında geçen 10 yıllık evliliğimiz, dışarıdan bakan herkesin gıpta ettiği bir tablo gibiydi. Çocuk sahibi olma denemelerimiz, sayısız hüsran, özel hastanelere döktüğümüz yüz binlerce lira… Hepsini sineye çekmiş, ‘Demek ki nasip değilmiş’ diyerek hayatımıza devam etmiştik. Ben özel bir bankada şube müdürü olarak aylık 110.000 TL maaşla yoğun bir tempoda çalışıyordum. Ferhat ise inşaat sektöründe sözde ‘büyük projeler’ kovalayan ama nedense hep direkten dönen bir iş insanıydı. Benim kazancım ikimize de rahat rahat yetiyordu.
Her şey altı ay önce o tuhaf geceyle başladı. Ferhat bir gece yarısı, gözleri kan çanağı gibi eve geldi. Benimle mutfak masasına oturup ellerimi sıkıca tuttu ve ‘Zeynep, biz neden evlat edinmiyoruz? Bu ev çok büyük, çok boş. Ben seninle tamamlanmak, gerçek bir aile olmak istiyorum’ dedi. O kadar içten, o kadar yaralı görünüyordu ki, yıllardır içimde bastırdığım o anne olma arzusu bir yanardağ gibi patladı. Günlerce yalvardı, ağladı. Hatta bir adım daha ileri gidip, ‘Bankadaki işini bırakmanı istiyorum. Sosyal Hizmetler evde tam zamanlı bir anne olduğunda bize çok daha çabuk çocuk verecektir. Bize bu şansı ver Zeynep,’ dedi. İşimi bırakmak? Bankacılık benim hayatımdı. Ama kocamın gözlerindeki o ‘aile olma’ açlığı beni kör etmişti. Sonunda istifamı verdim, tazminatımı hesabıma yatırıp tamamen evlat edinme sürecine odaklandım.
Ferhat süreci inanılmaz bir hızla ilerletti. Nereden bulduğunu bilmediğim bir bağlantıyla, kurumda dört yaşındaki ikiz erkek kardeşler olan Ali ve Ömer’in dosyasını önüme getirdi. ‘Onlar bizim kaderimiz Zeynep,’ dedi. Çocuklar eve geldiğinde dünyalar benim oldu. İki küçük melek, sessiz, ürkek ama sevgi dolulardı.
Fakat balayı dönemi sadece üç hafta sürdü. Ferhat aniden değişti. O ilgili, şefkatli adam gitti, yerine göz temasından kaçınan, sürekli telefonla dışarıda konuşan, eve gece yarıları gelip kendini çalışma odasına kilitleyen biri geldi. Çocukların tüm yükü benim omuzlarımdaydı. Uykusuzluktan zombi gibi dolanırken, kendimi ‘Ferhat yeni babalığa alışamıyor, işleri de bozuk, ona zaman vermeliyim’ diye avutuyordum.
Ne kadar büyük bir aptalmışım.
Geçtiğimiz hafta, Ankara’nın o ayazlı günlerinden birinde, çocuklar sonunda öğle uykusuna daldıklarında mutfağa kahve yapmaya indim. Ferhat’ın çalışma odasının kapısı aralıktı ve içeriden boğuk, gergin bir ses geliyordu. Uyuduğumu sanıyordu. Kapıya doğru yaklaştım.
‘Abi kurban olayım bana iki hafta daha ver,’ diye fısıldıyordu. Sesi titriyordu. ‘Ona yalan söylemeye devam edemem… Benim onunla bir aile kurmak istediğimi sanıyor… Karım işi gücü bıraktı, çocuklara bakıyor.’
Nefesimi tuttum. Kiminle konuşuyordu?
‘Ama o çocukları evlat edinmemin GERÇEK SEBEBİ bu değildi, biliyorsun!’ diye bağırdı fısıltıyla karışık. Sonra ağlamaya, burnunu çekmeye başladı. ‘Çocukların vefat eden dedesinden kalan o 15 milyon liralık yetim fonuna yasal vasi olarak erişim sağlamama sadece günler kaldı. Hakimin imzasını bekliyoruz. O para hesaba geçer geçmez sana olan o 6 milyonluk borcumu, faiziyle kapatacağım. Ne olur tefecileri dükkana yollama, yemin ederim parayı alıp ödeyeceğim!’
Dünya başıma yıkıldı sandım. Ayaklarım hissizleşti, mideme kramp girdi. Beni bir ‘aile’ masalıyla uyutmuş, kariyerimi bitirtmiş ve bu masum çocukları sadece tefeciye olan borcunu ödemek için bir kalkan, bir banka hesabı olarak kullanmıştı. Ben onun için bir eş değil, çocukların vasiliğini almak için vitrine koyduğu bir ‘mükemmel anne’ figürüydüm sadece.
O an ağlamak yerine içimde buz gibi bir öfke belirdi. Odaya girmedim. Sessizce geri çekildim. O gece o uyuduktan sonra bilgisayarına girdim, maillerini, fon belgelerini ve borç senetlerinin fotoğraflarını kendi telefonuma aktardım. Sabah o evden çıkar çıkmaz avukatımı ve polisi aradım. Ferhat, o fon parasını alıp borcunu kapatacağını sanırken, evlat edinme kurumuna ve savcılığa sunduğum belgelerle hayatının şokunu yaşayacak. Ben mi? Ali ve Ömer’i bu pisliğin elinden kurtarıp onlara gerçekten hak ettikleri o aileyi tek başıma vereceğim.