82 Yaşındaki Yalnız Komşumun Bahçesini Biçtim, Ertesi Sabah Kapımdaki Polisler Elime Bir Zarf Tutuşturdu: ‘Bunu Açmaya Hazır Mısın?’
Temmuz sıcağı, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, küçük bahçeli evlerin olduğu o sessiz sokakta adeta bir fırın etkisi yaratıyordu. Elif, 34 haftalık hamileydi ve karnındaki o ağır yükle birlikte hayatın tüm ağırlığını omuzlarında hissediyordu. Her nefes alışında kaburgalarına batan bir sancı vardı ama asıl sancı kalbindeydi. Kocası Hakan, bebek haberini aldığı gün ‘Ben bu sorumluluğu alamam’ diyerek kapıyı çekip gitmişti. Elif’i ödenmemiş kredi borçları, biriken faturalar ve her gün kapısına dayanmasından korktuğu icra memurlarıyla baş başa bırakmıştı.
O sabah, mutfak masasının üzerinde duran o sarı zarfa bakmamaya çalışarak pencereden dışarı baktı. Bankadan gelmişti; tahliye davası resmen sonuçlanmıştı. Haftaya bu evden çıkması gerekiyordu. Karnında sekiz aylık bebeğiyle nereye gidecekti? Kimsesi yoktu, sığınacak bir limanı kalmamıştı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken dışarıdan gelen hırıltılı bir ses dikkatini çekti. Pencereye yaklaştı ve yan komşusu Müzeyyen Teyze’yi gördü.
Müzeyyen Teyze 82 yaşındaydı. Üç ay önce eşini kaybetmiş, o günden sonra iyice içine kapanmıştı. Şimdi ise elinde paslanmış, eski tip bir çim biçme makinesiyle diz boyuna gelmiş otlarla mücadele ediyordu. Yüzü kıpkırmızıydı, elleri titriyordu. Elif bir an duraksadı. ‘Kendi dertlerim bana yetiyor,’ diye düşündü. ‘Şu haldeyken bir de başkasının bahçesiyle mi uğraşacağım?’ Ama vicdanı rahat bırakmadı. Müzeyyen Teyze’nin sendelediğini görünce, terliklerini ayağına geçirip hızla dışarı fırladı.
‘Müzeyyen Teyze, dur! Sen ne yapıyorsun bu sıcakta?’ diye seslendi Elif. Yaşlı kadın durup soluklanırken, nemli gözlerle Elif’e baktı. ‘Evladım, bahçe çok kötü oldu. Rahmetli beyim olsa böyle görmesine dayanamazdı. Ben de bitireyim dedim ama gücüm yetmiyor,’ dedi sesi titreyerek. Elif, yaşlı kadının elinden makineyi nazikçe aldı. ‘Sen git şu ağacın altına otur, ben hallerim,’ dedi. Müzeyyen Teyze itiraz etmek istedi ama Elif kararlıydı.
Sonraki üç saat, Elif için bir ömür gibi geçti. Hava 38 dereceydi. Sırtı sanki binlerce iğne batıyormuş gibi sızlıyordu. Ayak bilekleri davul gibi şişmişti. Her birkaç metrede bir durup, karnını tutarak derin nefesler alıyordu. Terden sırılsıklam olmuştu ama o bahçeyi bitirmeden bırakmayacaktı. Kendi hayatındaki o karmaşayı, o çaresizliği sanki bu otları keserek yok etmek istiyordu. İş bittiğinde bahçe pırıl pırıl olmuştu. Müzeyyen Teyze yerinden kalktı, Elif’in yanına gelip ellerini tuttu. ‘Sen çok iyi bir kızsın Elif,’ dedi fısıltıyla. ‘Bunu sakın unutma. Allah razı olsun.’ Elif sadece gülümseyebildi ve yorgunluktan bitap düşmüş bir halde kendi evine girdi.
O gece Elif sancılardan ve kafasındaki düşüncelerden dolayı hiç uyuyamadı. Sabaha karşı tam dalmak üzereydi ki, sokağın sessizliğini yırtan siren sesleriyle sıçradı. Mavi ve kırmızı ışıklar odasının duvarlarında yankılanıyordu. Kalbi küt küt atmaya başladı. ‘Hakan mı geldi? Yoksa icra memurları sabahın bu saatinde mi gelmişti?’ diye düşündü. Pencereye koştu. Polis arabaları tam olarak KENDİ evinin önündeydi.
Kapısı sertçe çalındı. Elleri titreyerek kapıyı açtığında karşısında Komiser Orhan’ı ve iki memuru gördü. Komiserin yüzü mermer gibi soğuktu. ‘Elif Hanım, sizinle Müzeyyen Hanım hakkında konuşmamız gerekiyor,’ dedi. Elif’in midesine bir ağrı girdi. ‘Ne oldu? Bir şey mi oldu ona?’ diye kekeledi. Komiser doğrudan cevap vermedi. ‘Müzeyyen Hanım bu sabah yatağında ölü bulundu,’ dedi. Elif’in başı döndü, kapı eşiğine tutundu. ‘Daha dün… dün beraberdik. Bahçesini biçtim. Gayet iyiydi,’ dedi ağlayarak.
Komiserin bakışları yumuşamadı. ‘Biliyoruz,’ dedi. ‘Zaten bu yüzden buradayız. Komşular sizin dün saatlerce orada olduğunuzu görmüş.’ Elif panikle sordu: ‘Ben bir şey yapmadım, sadece yardım ettim! Yanlış bir şey mi yaptım?’ Komiser bir adım geri çekildi ve eliyle Elif’in bahçe girişindeki posta kutusunu işaret etti. ‘O zaman bunu bize açıklamanız gerekecek,’ dedi sert bir sesle. ‘Git ve kendin aç. İçindekini gördükten sonra konuşacağız.’
Elif’in dizleri titriyor, adımları birbirine dolanıyordu. Posta kutusuna doğru yürüdü. Polisler arkasında bekliyordu. İçinde ne olabilirdi? Bir suç aleti mi? Müzeyyen Teyze’ye ait bir şey mi? Posta kutusunun kapağını kaldırdığında en üstte duran beyaz, kalın zarfı gördü. Zarfın üzerinde el yazısıyla ‘Bahçemi güzelleştiren o güzel kalpli kıza…’ yazıyordu. Elif titreyen parmaklarıyla zarfı yırtarak açtı.
İçinden çıkanları gördüğünde Elif’in boğazından bir çığlık koptu. Zarfın içinde Müzeyyen Teyze’nin el yazısıyla yazılmış bir vasiyetname kopyası, evin tapusu ve üzerinde ‘Tüm borçların ödendi, artık bu ev ve benim evim senindir evladım’ yazan bir banka dekontu vardı. Meğer Müzeyyen Teyze’nin hiçbir mirasçısı yokmuş ve Elif’in durumunu, o günkü çabasını, çaresizliğini görüp son gecesinde tüm mal varlığını ona bırakmış. Elif dizlerinin üzerine çöktü, elindeki kağıtlara sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Komiser Orhan yanına gelip elini omzuna koydu. ‘Müzeyyen Hanım dün gece bizi aradı Elif Hanım,’ dedi yumuşak bir sesle. ‘Bize her şeyi anlattı. Ölmeden önceki son dileği, bu zarfı senin bulmanı sağlamaktı.’ O an Elif anladı ki; bazen en karanlık gecenin sabahında güneş, hiç beklemediğiniz birinin eliyle doğabiliordu.