Doğumda Öldü Sandığım Kızım İçin 6 Yıl Sonra Diğer Kızım ‘Kardeşime De Beslenme Çantası Hazırla’ Dedi! Okul Bahçesinde Gördüğüm Elimi Ayağımı Yerden Kesti..
Ben 37 yaşında, kendi halinde bir anneyim. Altı yıl önce ikiz bebekler dünyaya getirdim. Doğum odası tam bir kaostu; alarmlar çalıyor, doktorlar telaşla bağırıyordu… Sonra derin, ölümcül bir sessizlik oldu.
“Bebeklerden biri maalesef kurtulamadı.” Onu hiç göremedim. Adını sessizce “Rüya” koyduk ve hayatta kalan diğer kızım Ceren’e ondan hiç bahsetmedik. Ceren tek çocuk olarak büyüdü. Yaşadığım o devasa acı beni mahvetti. Kocam da bu ağır yası kaldıramayıp beni terk etti. Ceren’le hayatta bir başımıza kaldık. Derken… İlkokulun ilk günü geldi çattı. Ceren okuldan eve geldi, çantasını yere attı ve, “Anne, yarın bir tane daha beslenme çantası hazırlar mısın?” dedi. “Kimin için?” diye sordum. “Kardeşim için.” Zoraki bir şekilde gülümsedim. “Senin okulda bir kardeşin yok ki tatlım.” Ceren kaşlarını çattı. “Var anne. Adı Rüya. Benim yanımda oturuyor.”
Mideme korkunç bir kramp girdi. “Peki… Neye benziyor?”
“Bana benziyor. Tıpatıp hem de! Sadece saçları biraz farklı.”
Sonra cebinden çıkardığı akıllı saatinden o gün çektikleri bir fotoğrafı gösterdi! İki küçük kız… Aynı yüz, aynı gözler. Ceren ve onun kusursuz bir kopyası. O gece gözümü bile kırpmadım. Ertesi sabah onu okula bizzat ben götürdüm. Okul bahçesine girdiğimiz an, “İşte orada!” diye parmağıyla işaret etti Ceren.
Kafamı çevirip baktım ve… olduğum yerde buz kestim! Çünkü o küçük kızın elini tutan kişiyi çok iyi tanıyordum.
“Sen…” diye fısıldadım sadece, nefesim kesilirken.
Ve o saniye… Altı yıl boyunca inandığım her şey, koca bir ailenin üzerine kurulan o korkunç yalan bir anda paramparça oldu!
Karşımda duran adam, altı yıl önce o hastane odasında bebeklerimizden birinin öldüğünü duyduğunda benimle birlikte hüngür hüngür ağlayan, aylar sonra ise “Bu yasa ve acıya daha fazla dayanamıyorum, bu ev bana ölümü hatırlatıyor” diyerek beni ve Ceren’i bir başımıza bırakıp terk eden eski kocam Hakan’ın ta kendisiydi! Yanında ise, beni terk ettikten sadece birkaç ay sonra evlendiği, o dönem çalıştığı şirketin patronunun kızı olan gösterişli kadın, Banu duruyordu.
Hakan beni gördüğü an olduğu yere çivilendi. Yüzündeki o rahat, mutlu baba ifadesi saniyeler içinde silinmiş, yerini saf bir dehşet almıştı. Gözleri önce elimi sımsıkı tutan Ceren’e, sonra da kendi elini tutan, öldü sandığım kızım Rüya’ya kaydı. İki küçük kız, okul bahçesinin ortasında, aralarındaki o görünmez ama asla kopmayan ilahi bağın çekimiyle birbirlerine gülümsüyorlardı.
“Hakan…” diye bağırdım, sesim okul bahçesinde acı dolu bir feryat gibi yankılandı. “Sen ne yaptın? Sen bize ne yaptın?!”
Hakan panikle Rüya’nın elini çekiştirerek arkasını dönüp kaçmaya yeltendi ama bacaklarım benden bağımsız hareket etti. Üzerine atılıp ceketinin yakasına yapıştım. “Polisi arayın! Çocuğumu kaçırıyorlar, polisi arayın!” diye çığlık atıyordum. Etraftaki veliler ve okul güvenlikleri anında etrafımızı sardı, Hakan’ın ve o kadının kaçmasını engellediler. Banu panik içinde bağırıyor, “O benim kızım, bırak bizi deli kadın!” diyerek beni itmeye çalışıyordu ama benim ellerim bir annenin öfkesiyle kilitlenmişti; dünyayı yıksalar o yakayı bırakmazdım.
Kısa süre sonra polisler geldi. Karakolda geçen o kâbus gibi saatlerin ardından, çapraz sorguya alınan Hakan’ın itiraflarıyla duyduğum gerçekler kanımı dondurdu. Hakan, o dönem Banu ile gizli bir ilişki yaşıyordu ve Banu’nun asla çocuğu olamayacağını öğrenmişlerdi. Zengin bir hayat, lüks ve patronunun servetine konmak isteyen Hakan; doğumu gerçekleştiren başhekimle iğrenç bir anlaşma yapmıştı. İkizlerimden birini, o gece ölü doğan başka bir kimsesiz bebeğin kayıtlarıyla değiştirerek “öldü” göstermişler, benim baygın olduğum o saatlerde Rüya’yı hastaneden kaçırıp sahte doğum belgeleriyle Banu’nun üzerine kaydettirmişlerdi! Ardından da “yas tutan, acılı adam” rolü oynayarak hayatımdan çekilmiş, kızımı benden kilometrelerce uzakta, başka bir kadına anne dedirterek büyütmüştü.
Ertesi gün savcılığın emriyle yapılan DNA testi sonucunda gerçek, inkâr edilemez bir şekilde bilimsel olarak da kanıtlandı. Rüya yüzde 99.9 oranında benim öz kızımdı. O gün o adliyede, Hakan ve Banu ellerinde kelepçelerle cezaevine gönderilirken yüzlerine bile bakmadım. Başhekimi ve bu şeytani plana alet olan herkesi aynı karanlık hücreler bekliyordu.
Karar açıklandıktan sonra, çocuk şube odasının kapısı açıldı. Ceren, adeta bir ayna yansıması gibi duran kardeşine doğru koştu. İkisi birbirlerine sımsıkı sarılırken, Rüya çekinerek bana baktı. Gözlerinde hem bir korku hem de ruhunun derinliklerinden gelen o tanıdık sıcaklığın huzuru vardı. Yanlarına diz çöktüm, ikisini birden kollarımin arasına alıp kokularını içime çektim. Altı yıllık o koca boşluk, o an o küçük odada dolup taşmıştı.
Onlar planlarını kusursuz sanmışlardı. İsimleri, şehirleri, belgeleri değiştirmişlerdi. Ama hesaba katmadıkları çok güçlü bir şey vardı: İkizlerin ruhu. İki bedene bölünmüş o tek ruh, aradan yıllar geçse de, kimlikleri silinse de en kalabalık okul bahçelerinde bile birbirini bulur, birbirini tanırdı. Kızım o gün o okulda sadece bir arkadaş değil, kendi eksik yarısını bulmuştu. Ben ise o karanlık kâbustan uyanmış, çalınan hayatımı ve meleklerimi sonsuza dek geri almıştım. Artık her sabah, okula giderken o sırt çantasının içine iki beslenme kutusu koyuyorum; çünkü bizim hikayemiz, asıl şimdi yeniden başlıyor.

