32 Yıl Önce Yetimhanede Bıraktığım Küçük Kız Kardeşime Yaptığım Bilekliği Bir Çocuğun Kolunda Gördüm! Annesine Baktığımda İse Nefesim Kesildi

Tarih: 05.04.2026 20:58

Küçük kız kardeşim Selma ile bir yetimhanede büyüdük. Biyolojik anne babamızı hiç tanımadık; oraya o kadar küçükken bırakılmıştık ki yüzlerini bile hatırlamıyordum. Hayatta sahip olduğum tek şey küçük kız kardeşim Selma’ydı. Ta ki o acımasız ayrılık gününe kadar… Ben 8 yaşındayken bir aile beni evlat edinmek istedi ama iki çocuk birden istemiyorlardı. Yıllarca kimse ikimizi birden sahiplenmeyince, o yetimhaneden ayrılan ben oldum. Gitmemem için ağlayarak bana sarıldığını, “Lütfen gitme” diye yalvardığını hiç unutmadım. Ona bir gün mutlaka geri döneceğime dair söz vermiştim. Ama hiçbir seçeneğim yoktu. Büyüdüğümde onu bulmak için her yolu denedim. Fakat yetimhane bana onun da evlatlık verildiğini ve adının tamamen değiştirildiğini söyledi. O günden sonra tüm çabalarım boşa çıktı. Aradan tam 32 yıl geçti. Ailem, kariyerim, sorumluluklarım olan bir hayat kurdum ama Selma’yı düşünmekten bir an bile vazgeçmedim.

Geçen hafta başka bir şehirdeki iş gezisindeyken her şey bir anda değişti. Uzun bir günün ardından bir süpermarkete uğradım. Yakınlarda 9-10 yaşlarında küçük bir kız çocuğu raftaki bisküvilere uzanıyordu. İşte tam o an gördüm! Kızın bileğindeki o bilekliği… Gördüğüm an tanıdım. Selma ile ayrılmadan hemen önce kendi ellerimle, iplerden örerek ve özel bir düğüm atarak yaptığım o bilekliğin ta kendisiydi! Aynı renkler, aynı desen… Kalbim göğüs kafesimi delecekmiş gibi atmaya başladı. Düşünmeden kıza doğru bir adım attım ve titreyen bir sesle, “O çok güzel bir bileklik. Sen mi yaptın?” diye sordum. Gülümsedi. “Hayır, annem verdi. Eskiden onundu, şimdi benim. Bunun çok özel olduğunu ve ona gözüm gibi bakmam gerektiğini söyledi.” Ellerim zangır zangır titremeye başlamıştı. “Annen burada mı?” diye sordum. Başını sallayıp yan koridoru işaret etti. “Evet, tam şurada.” Kızın annesi yavaş adımlarla bize doğru yaklaşırken kalbim duracak gibiydi. Kadın yanımıza gelip yüzünü bana döndüğü o saniye nefesim tamamen kesildi ve olduğum yere çivilendim!

Bana doğru tedirgin bir şekilde gülümseyerek yürüyen bu kadın, sıradan bir yabancı değildi. O, tam da o sabah saatlerinde bu şehre gelme sebebim olan, saatlerce toplantı masasında karşılıklı oturduğumuz, yeni sözleşme imzaladığımız şirketin başarılı ve sert kurallarıyla tanınan genel müdürü Aylin Hanım’ın ta kendisiydi!

Sabahtan beri resmi takım elbisesi ve otoriter duruşuyla beni etkileyen bu kadın, şimdi üzerinde rahat bir eşofman, saçları dağınık bir topuz yapılmış halde, bir anne şefkatiyle bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz an, onun da adımları yavaşladı. Gözlerindeki o profesyonel ifade yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Sabahki o resmi ve buz gibi kadın gitmiş, yerine sanki geçmişten bir hayalet görmüş gibi titreyen biri gelmişti.

“Sizin… Sizin burada ne işiniz var?” diye sordu Aylin, sesi zar zor çıkıyordu. Bakışları benden kızına, sonra tekrar bana kaydı. Ama benim gözlerim onun yüzündeki ince detaylara odaklanmıştı. O yetimhane günlerinden beri beynime kazınan, sol kaşının hemen bitimindeki o küçük, hilal şeklindeki yara izine… Yetimhanenin bahçesinde salıncaktan düştüğünde kanayan o yarayı kendi ellerimle temizlemiştim.

“Aylin…” diye fısıldadım, sesim o kadar titriyordu ki marketin o soğuk florasan ışıkları altında yere yığılmamak için alışveriş arabasına tutunmak zorunda kaldım. “O bileklik… Kızının kolundaki o bileklik. Onu sen mi verdin?”

Aylin’in yüzündeki renk bir anda çekildi. Kızını içgüdüsel olarak arkasına alırken, gözleri dolmaya başladı. “Siz… Siz o bilekliği nereden biliyorsunuz? Bu beni evlat edinen ailemin bile bilmediği bir sır…”

Gözyaşlarım artık yanaklarımdan süzülüyordu. Çantamı yere düşürdüm, ellerimi ona doğru uzattım. “Çünkü o bilekliği ören o eller, şu an sana uzanıyor Selma,” diye hıçkırdım. “Yetimhanenin o soğuk yatakhanesinde, beni o aileye verecekleri gecenin sabahına kadar uyumayıp o ipleri birbirine bağladım. Sana, ‘Eğer bir gün yollarımız ayrılırsa, bu bileklik ikimizin kalbini birbirine bağlayacak’ demiştim. Ben tuttum sözümü küçük kız kardeşim… Geri döndüm.”

Aylin’in, hayır, Selma’nın dudaklarından dökülen o acı dolu çığlık tüm süpermarkette yankılandı. Elindeki alışveriş sepeti yere düştü, içindeki elmalar etrafa saçıldı ama ikimizin de umurunda değildi. “Abla?” diye fısıldadı, sesi 32 yıl öncesinin o küçük, korkmuş kız çocuğunun sesine dönüşmüştü. “Gerçekten sen misin?”

Kollarımı açtığım an bana öyle bir sarıldı ki, 32 yılın tüm acısı, özlemi, kimsesizliği o tek kucaklaşmada eriyip gitti. Marketin ortasında, etraftaki insanların şaşkın bakışlarına aldırış etmeden dakikalarca ağladık. Sabah saatlerinde birbirine “Siz” diye hitap eden, milyon dolarlık sözleşmeler imzalayan o iki iş kadını gitmiş; yerini kaybettikleri çocukluklarına sımsıkı sarılan iki yetim kız çocuğu almıştı.

O gece Selma ve kızıyla birlikte onun evine gittik. Bana evlatlık verildiği ailenin ona ne kadar iyi baktığını, ismini Aylin olarak değiştirdiklerini ama içindeki o terk edilmişlik hissini, ablasına duyduğu özlemi hiçbir şeyin dolduramadığını anlattı. Yıllarca o da beni aramış ama benim de evlendiğimde soyadım değiştiği için izimi bir türlü bulamamıştı. Kaderin ne kadar muazzam bir planı vardı ki; bizi 32 yıl sonra aynı işin, aynı projenin etrafında bir araya getirmiş, yetmemiş gibi beni o markette o bilekliğin karşısına çıkarmıştı.

Kızı Rüya, kolundaki bilekliği yavaşça çözüp benim elime koydu. “Teyze,” dedi o tatlı sesiyle, “Annem bu bilekliğin onu yıllarca koruduğunu söylerdi. Ama artık sen geldin. Annemi artık sen korursun, değil mi?”

Bilekliği Selma’nın bileğine geri bağladım, gözyaşlarımı silip gülümsedim. “Sonsuza dek,” dedim. Bazen hayat, sizden bir şeyleri en acımasız şekilde çalıp alır. Yıllarca karanlıkta el yordamıyla yolunuzu bulmaya çalışırsınız, asla geri dönmeyecek sanırsınız. Ama gerçek sevgi ve kan bağı, zamanın ya da mesafelerin koparamayacağı kadar ilahi bir düğümle atılmıştır. O ip bir kez koptu sandık ama aslında sadece 32 yıl boyunca uzamıştı ve bizi en doğru zamanda, en ihtiyacımız olan anda tekrar birbirimize bağlamıştı. Artık ne pahasına olursa olsun, ellerimizi bir daha asla bırakmayacağız.