73 yaşındayım. Adım Kerem. Sadece bir paket ampul almak için markete girmiştim. Yaşım gereği alışverişleri hep kısa tutarım. Kasada onu fark ettim. Genç bir hemşireydi, adı Selma'ydı. Yorgunluktan forması buruşmuş, saçları darmadağınıktı. Titreyen elleriyle kasaya alerji yapmayan, özel bir bebek maması uzattı. Kasiyer sessizce, "Kartınız reddedildi," dedi. Genç kadın donakaldı. "Bir yanlışlık olmalı... Nöbetten yeni çıktım. Lütfen bir daha dener misiniz?" Makine tekrar öttü. Yine ret.
Tam o sırada arkamdaki kibirli adam alaycı bir sesle bağırdı: "BEBEĞE BAKAMAYACAKSAN ÇOCUK YAPMAYACAKTIN! Burası yardım kuyruğu değil, işimiz gücümüz var!" Selma irkildi, gözleri dolarak "Özür dilerim, mamayı geri bırakacağım," diye fısıldadı. İşte o an içimde yıllardır uyuyan o eski asker uyandı. "Bırakma kızım," dedim sert bir sesle. Kasaya kendi kartımı uzatıp kasiyere başımla onay verdim. Adam, "Harika! Dünyayı kurtardığını sanan biri daha," diyerek sinir bozucu bir şekilde güldü.
Yavaşça ona doğru döndüm. Artık hızlı hareket edemiyorum ama hala nasıl dik duracağımı çok iyi biliyorum. "Dünyayı kurtarmak mı?" dedim. Market bir anda ölüm sessizliğine büründü. "Ben üniformayı giydiğimde 19 yaşındaydım. Senin haritada yerini bile bulamayacağın yerlerde, o hemşireden daha küçük çocukların kan kaybından şehit düştüğünü gördüm. Biz para için değil, yanımızdaki insan için, yurdumuz için savaştık! Ve sen şimdi o insanlık anlaşmasını bozuyorsun!" Adamın çenesi kasıldı. Etraftaki herkesin kınayan bakışlarını üzerinde hissedince hiçbir şey diyemeden başını öne eğip marketi terk etti.
Selma sessizce ağlıyordu. Fişi ve mamayı ona uzattığımda titreyerek bana teşekkür etti. Tam o sırada hemşirenin telefonunun ekranı aydınlandı... Ekranda gördüğüm o fotoğraf kanımı dondurdu, beni olduğum yere çiviledi!
Telefonun ekranında bir hastane odasında çekilmiş eski bir aile fotoğrafı vardı. Genç hemşire Selma, kucağında küçücük bir bebekle gülümsüyordu. Ama benim nefesimi kesen, gözlerimi dolduran şey o değildi. Selma'nın hemen yanında, tekerlekli sandalyede oturan ve bebeğe yaşlı, şefkatli gözlerle bakan o adamdı. Adamın boynunda, gömleğinin yakasından dışarı taşmış eski, el yapımı gümüş bir madalyon sallanıyordu. Üzerinde ay yıldız işlemesi olan, kenarı hafifçe ezilmiş o madalyon...