Bir kızım var, adı Cemre. Yeni bir kasabaya taşınmıştık ve bunun ikimiz için de harika bir başlangıç olacağına inanıyordum. Yeni okul, yeni arkadaşlar...
Ama sadece bir hafta sonra okuldan o acil telefonu aldım.
Nefes nefese okula vardığımda, Cemre'yi müdürün odasının kapısında tek başına oturmuş, saçına dolanmış o iğrenç sakızı çıkarmaya çalışırken buldum. Kalbim paramparça oldu.
Meğer sınıfın "popüler" geçinen üç şımarık kızı —Melis, Ceyda ve Buse— ona acımasızca zorbalık yapmış. Öğretmen sınıftan bir anlığına çıkınca arkasından sinsice yaklaşıp saçına sakızı yapıştırmışlar. Üstüne bir de kıyafetleriyle alay edip, "Ağlama, daha da çirkinleşiyorsun" diyerek etrafında kahkahalarla gülmüşler.
Sinirden ellerim titreyerek ona sarıldım. "Bunu ben halledeceğim kızım," dedim öfkeyle.
Ama Cemre yavaşça benden uzaklaştı ve yüzünde o tuhaf, sakin gülümsemeyle gözlerime baktı.
"Anne, merak etme. Ben zaten hallettim," diye fısıldadı. "Söz veriyorum, birazdan o kapıdan içeri girdiğimizde benden özür dilemek için yalvaracaklar."
Ne demek istediğini anlayamadan müdürün kapısı aniden açıldı.
İçeri çağrıldık.
Odada o üç zorba kız ve aileleri kaskatı kesilmiş bir halde duruyordu. Ve hepsi nefeslerini tutmuş, dehşet içinde doğrudan bize bakıyordu...
O an, kızımın az önce kulağıma fısıldadığı o cümle zihnimde yankılandı: "Anne, merak etme. Ben zaten hallettim. Söz veriyorum, birazdan o kapıdan içeri girdiğimizde benden özür dilemek için yalvaracaklar." İçerideki manzara tam da onun tarif ettiği gibiydi ama benim aklım hâlâ bu işin nasıl bu noktaya geldiğini çözmeye çalışıyordu.
Müdür Bey, büyük ve oymalı ahşap masasının arkasında son derece ciddi bir ifadeyle oturuyordu. Odadaki hava adeta bıçakla kesilecek kadar yoğundu. Kasabanın en zengin, en elit aileleri olarak bilinen o üç kızın anne ve babaları, üzerlerindeki o pahalı kıyafetlerin içinde adeta küçücük kalmışlardı. Az önce kızımın saçına sakız yapıştırıp onunla alay eden Melis, Ceyda ve Buse ise başları öne eğik, sessizce ağlıyorlardı.
"Lütfen oturun," dedi Müdür Bey, masanın üzerindeki dizüstü bilgisayarı bize doğru çevirerek. Sonra kızların ailelerine döndü. "Cemre'nin annesi de geldiğine göre, artık durumu kendisine de açıklayabiliriz."
Müdür bilgisayarın ekranındaki bir videoyu başlattı. Görüntü, fen bilimleri laboratuvarından çekilmişti. Cemre, mikroskoptaki bir hücre bölünmesini incelemek için öğretmeninden özel izin almış ve süreci kaydetmek üzere tabletini masanın köşesine, mikroskobun hemen arkasına gizleyerek video kaydını açık bırakmıştı.