HİKAYENİN DEVAMI:
“Pekâlâ,” dedim sakince. “Kabul ediyorum.” Kocamın omuzları rahatlamayla çökerken, yüzüme keskin bir tebessüm yerleştirip ekledim: “Ama asla itiraz edemeyeceğin, tek bir özel şartım var...”
Gözlerindeki o zavallı, çaresiz minnet duygusu bir an için yerini şaşkınlığa bıraktı. Yutkundu ve temkinli bir sesle, “Nedir o şart?” diye sordu.
“Annene benim garajda, o soğuk betonun üzerinde yattığımı söylemeyeceksin,” dedim kelimelerin üzerine basa basa. “Ona, onun bu küstah talebini duyduğum an eşyalarımı toplayıp evi tamamen terk ettiğimi, senden boşanacağımı söyleyeceksin. Ona tam olarak o hastalıklı fantezisinde yatan şeyi; o evde seninle baş başa kalan yegâne ve en kıymetli ‘tek kadın’ olma zaferini vereceksin. Ve bu bir hafta boyunca beni aramak, gizlice garajın kapısını çalmak, bana yemek getirmek ya da benden herhangi bir konuda yardım istemek kesinlikle yasak. O kapının ardında sadece sen ve çok sevdiğin annen olacaksınız.”
Kocamın yüzünde önce bir afallama, ardından kendi bencil çıkarlarını korumanın getirdiği o sinsi rahatlama belirdi. Benim sadece gurur yaptığımı, bir hafta boyunca garajda sessizce ağlayıp ona bir nevi pasif-agresif bir ceza verdiğimi sanıyordu. Bu şart onun işine geliyordu; annesiyle yüzleşmekten kurtulmuştu. Hızla başını sallayarak kabul etti.
O gün öğleden sonra Leman Hanım’ın taksisi kapıya yanaşmadan hemen önce, küçük bir sırt çantasıyla garaja geçtim ve içeriden sürgüyü çektim.
Kocamın bilmediği şey şuydu: Garaj benim için bir sürgün yeri değil, bir uyanış odasıydı. İçeriye gizlice şişme bir yatak, elektrikli bir ısıtıcı, mini bir buzdolabı ve en önemlisi dizüstü bilgisayarımı çoktan taşımıştım. Soğuk betonda acı çekmeye hiç niyetim yoktu. Aksine, yıllardır süren bu zehirli evliliğin gürültüsünden uzaklaştığım, kendi zihnimle baş başa kaldığım sessiz bir sığınaktı burası devamı icin sonraki sayfaya gecinz...