Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok

Her sabah mahalle fırınının önünde titreyen o dilsiz yaşlı adama acıyıp, kimseye göstermeden taze ekmek ve çorba veriyordum

Yazar: admin • 26.03.2026 17:49

Her sabah mahalle fırınının önünde titreyen o dilsiz yaşlı adama acıyıp, kimseye göstermeden taze ekmek ve çorba veriyordum; kocamın iflasından sonra evimize haciz geldiği gün, o "dilsiz" adamın lüks bir araçla kapıya yanaşıp avukatıyla birlikte masaya koyduğu o çanta bütün mahalleyi şoke etti.

Sabahın ayazı, fırından yeni çıkmış ekmeklerin buğusuyla birleşip sokağa yayıldığında, kalbimde hep aynı sızıyla uyanırdım. Adı sanı bilinmeyen, mahallelinin "Dilsiz" diye seslendiği o yaşlı adam, her sabah saat altıda fırının önündeki taş basamakta titreyerek beklerdi. Üzerindeki palto yamadan görünmez hale gelmişti, elleri ise soğuktan çatlamış bir toprak gibiydi. Kendi derdim başımdan aşkındı aslında; kocam Selim’in işleri her geçen gün kötüye gidiyordu ama o adamın bakışlarındaki o derin kimsesizlik, bana kendi sıkıntılarımı bir anlığına unuttururdu.

Selim’den gizli, bazen de evdeki mutfak masrafından kısarak her sabah ona bir tas sıcak çorba ve dumanı tüten taze bir ekmek götürürdüm. Kimse görmesin isterdim; ne komşuların dedikodusuna meze olmak ne de adamcağızın onurunu kırmak niyetindeydim. Çorbayı uzattığımda gözlerinin içi parlar, dilsiz dudaklarıyla belli belirsiz bir tebessüm eder ve başını saygıyla eğerdi. Tek bir kelime etmezdi ama o sessizlikte dünyalar dolusu teşekkür saklıydı.

Sonra o kara gün geldi. Selim’in tekstil atölyesi iflas etmiş, borçlar çığ gibi büyümüştü. Bir sabah kapımız o korkunç gürültüyle çalındı. Gelenler icra memurları ve avukatlardı. Mahalleli pencerelere doluşmuş, meraklı ve acıyan gözlerle bizi izliyordu. Evdeki eşyalar tek tek listeleniyor, en sevdiğim koltuğun üzerine o soğuk mühürler vuruluyordu. Selim bahçede başını ellerinin arasına almış ağlıyor, ben ise mutfakta titreyerek ne yapacağımı düşünüyordum. Tam o sırada sokağın başında siyah, görkemli ve zırhlı bir limuzin belirdi. Mahallede daha önce hiç böyle bir araç görülmemişti.

Araç, bizim mütevazı evimizin önünde, toz kaldırarak durdu. Meraklı bakışlar daha da keskinleşti. Arabanın kapısını siyah takım elbiseli, kulaklıklı bir adam açtı. İçeriden çıkan kişi ise mahallenin nefesini kesti. Üzerinde kusursuz kesim lacivert bir takım elbise, elinde gümüş saplı bir baston ve bakışlarında çelik gibi bir sertlik olan o adam... O, her sabah fırın önünde titreyen "Dilsiz" yaşlı adamdı. Ama artık titremiyordu; aksine, bastığı yeri titretecek bir vakara sahipti devamı icin sonraki sayfaya gecinz...

← Önceki
1 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress