Parkın köşesindeki o eski bankta, lambanın cılız ışığı altında büzülmüş, hıçkırıkları geceye karışan küçük bir karaltı gördüğümde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Mart ayının o kemik donduran ayazı, insanın içine işliyordu. Yanına yaklaştığımda çocuğun halini görüp içim sızladı. Üzerindeki incecik tişört paramparçaydı, pantolonu dizlerinden yırtılmış, ayaklarındaki ayakkabılar ise çamura bulanmıştı. Yüzündeki kirin arasından süzülen gözyaşları, ay ışığında gümüş birer ip gibi parlıyordu. Saçları darmadağındı ve soğuktan morarmış elleriyle kendini sarmalamıştı.
Hiç düşünmeden üzerimdeki kalın yün ceketimi çıkarıp omuzlarına örttüm. Önce ürktü, bir kedi gibi geri çekildi. "Korkma," dedim sesimi olabildiğince yumuşatarak, "Sadece üşümeni istemiyorum."
O gece onu oradan alıp yakındaki nöbetçi bir pastaneye götürdüm. Önüne sıcak bir çorba ve taze açmalar koyduğumda, sanki günlerdir boğazından tek lokma geçmemiş gibi yiyordu. Hiç konuşmadı. Sadece kocaman, kömür karası gözleriyle bana baktı. O bakışta minnetten fazı, anlatılamaz bir keder vardı. Karnını doyurduktan sonra cebimdeki son parayı avucuna sıkıştırdım ve onu güvenli bir yere bırakmayı teklif ettim. Ancak o, pastanenin kapısından çıkar çıkmaz karanlığın içinde izini kaybettirdi. Arkasından bakakaldım, içimde tarif edemediğim bir huzursuzlukla eve döndüm.
Ertesi sabah, mahallenin sessizliğini yırtan o tok lastik sesleriyle uyandım. Penceremden dışarı baktığımda, dar sokağımızın önünde sıralanmış, camları simsiyah, parıl parıl parlayan üç tane devasa siyah cip gördüm. Mahalleli pencerelere üşüşmüş, bu alışılmadık manzarayı izliyordu. Kalbim göğüs kafesime vurmaya başladı. Kapım, kararlı ve sert bir şekilde vurulduğunda dizlerimin titrediğini hissettim.
Kapıyı açtığımda karşımda, her haliyle otorite ve güç saçan, gri takım elbiseli, çelik bakışlı bir adam duruyordu. Arkasındaki korumalar, sokağın her iki yanını tutmuştu. Adam, elindeki tableti bana doğru çevirdi. Ekranda, dün gece parkta ceketimi örttüğüm o hırpani kız çocuğunun tertemiz, şık kıyafetler içinde gülerken çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Saçları taranmış, yüzü parlıyordu.
"Dün gece bu çocukla beraberdiniz, değil mi?" dedi adam, sesi buz gibiydi devamı icin sonrki syfaya gecinz....