Aile yemeği olması gereken bir akşam, hayatımın en korkunç gerçeğiyle yüzleştiğim geceye dönüştü. Her şey bir restoranda başladı. Şık avizelerin altında insanlar kahkahalar atıyor, garsonlar masalar arasında sessizce dolaşıyordu. Ama bizim masamızda görünmeyen bir gerginlik vardı.
Kızım Elif karşımdaki sandalyede dimdik oturuyor, neredeyse nefes alırken bile kocasına bakıyordu. Murat ise kendinden emin bir ifadeyle sandalyesine yayılmıştı.
Garson içecek menüsünü getirdiğinde Elif nazikçe bir seçim yaptı. Sesi o kadar kısıktı ki neredeyse duyulmayacaktı.
Ama o anda her şey değişti.
Murat aniden öne eğildi, Elif’in saçını sertçe kavradı ve başını geriye çekti.
“Ne sipariş ettin?” diye tısladı. “Sana hangi içeceği seçeceğini söylemiştim.”
Restorandaki konuşmalar bir anlığına kesildi.
Elif çığlık atmadı. Sadece gözlerini kapattı ve sessizce ağladı.
Ama asıl yıkıcı olan şey Murat’ın babasının alkışlamasıydı.
“Aferin oğlum,” dedi yüksek sesle. “Kadın dediğin yerini bilmeli.”
O an içimde yıllardır susturduğum öfke patladı. Elli sekiz yıldır aile huzuru için sabretmiş, tartışmaları yatıştırmış, görmezden gelmiş biri olarak ilk kez ayağa kalktım.
Sandalyem sert bir sesle geriye kaydı. Restorandaki birçok kişi bize bakıyordu.
Murat’a ya da babasına bakmadım. Sadece kızımın elini tuttum.
“Kalk Elif. Gidiyoruz.”
Elif korkuyla bana baktı.
“Anne yapma… bugün sadece kötü bir gün geçirdi,” diye fısıldadı.
O sözleri duyduğumda içim parçalandı. Ama susmadım.
Elbisesinin eteğini biraz kaldırdım ve gerçeği gördüm.
Bacakları morluklarla doluydu. Eski yaralar sarıya dönmüş, yenileri morarmıştı.
Restoranda fısıltılar yükseldi.
Murat saçını bıraktı, ceketini düzeltti ve soğuk bir sesle konuştu.
“Merdivenden düştü. Ama iyi dinle… onu şimdi götürürsen yarın torunum Emir’in velayeti için dava açarım. İyi avukatlarım var. Torununu bir daha göremezsin.”
Elif’in eli titredi.
Yavaşça parmaklarını elimden çekti.
“Git anne… lütfen sadece git.”
O an kızımın korkusunu gördüm. Onu orada bırakmak kalbimi parçalasa da o an başka çarem yoktu.
Restorandan çıktım. Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu.
Arabaya bindim, direksiyonu tutarken ellerimin titrediğini fark ettim.
Tam o sırada telefonum titredi.
Bilinmeyen bir numara mesaj göndermişti:
“Ailemden uzak dur. Yoğun insanlar bazen kaza yapar. Bu son uyarın.”
O an bunun sıradan bir tehdit olmadığını anladım. Ama korku yerini kararlılığa bırakmıştı.
Eve gitmedim. Doğrudan karakola gittim.
İlk başta memurlar bunun aile içi bir mesele olduğunu düşündüler. Ama mesajı gösterdiğimde ve gördüğüm morlukları anlattığımda ciddileştiler.
Bir memur bana sakin bir sesle konuştu.
“Eğer kızınız şikayet ederse onu koruma altına alabiliriz.”
Ama Elif korkuyordu. O yüzden plan yapmam gerekiyordu.
Ertesi gün Elif’i aradım. Sesinde yorgunluk vardı. Ona sakin bir şekilde Emir’i görmek istediğimi söyledim. Murat buna izin verdi çünkü beni korkuttuğunu düşünüyordu devamı icin sonrki syfada...