Ben 70 yaşındaydım ve hayatımın en büyük acısını yaşamıştım. Kızımın ölümünden sonra dört torunumun tek velisi olmuştum. Ama altı ay sonra kapıma gelen bir paket, hayatımın bir kez daha tamamen değişmesine neden oldu.
Kızımın adı Elif’ti. Eşi Ahmet’ti ve dört çocukları vardı. En büyük torunum 9 yaşındaydı, ikizler 6 yaşındaydı, en küçüğü ise henüz 4 yaşına girmişti.
O sabah her şey çok normal görünüyordu.
Elif ve Ahmet iş için başka bir şehre iki günlük bir seyahate çıkacaklarını söylediler. Çocukları bana bırakacaklardı. Bu bizim için alışılmadık bir durum değildi. Daha önce de birkaç kez torunlarıma bakmıştım.
Onları arabaya kadar uğurladım.
Elif bana sıkıca sarıldı ve gülümseyerek şöyle dedi:
“Anne, merak etme. İki gün sonra döneceğiz.”
O sözlerin kızımın bana söylediği son sözler olacağını nereden bilebilirdim?
Yolda korkunç bir trafik kazası geçirdiler.
Telefon geldiğinde dizlerimin bağı çözüldü. İlk başta anlamadım, sonra kabul etmek zorunda kaldım.
O gün kızımı kaybettim.
Ve aynı gün dört küçük çocuğun hayatındaki tek yetişkin ben oldum.
71 yaşındaydım ve bir anda tekrar anne olmak zorunda kalmıştım.
İlk haftalar kabus gibiydi.
Çocuklar geceleri uyanıp annelerini soruyorlardı. En küçüğü sürekli kapıya bakıyor, “Annem ne zaman gelecek?” diyordu.
Cevap veremiyordum.
Gündüzleri güçlü olmaya çalışıyordum. Yemek yapıyor, çocukları okula götürüyor, ödevlerine yardım ediyor, evle ilgileniyordum.
Ama geceleri herkes uyuduğunda sessizce ağlıyordum.
Emekli maaşım dört çocuk için yeterli değildi. Faturalar, okul masrafları, mutfak…
Bir ay sonra yeniden iş bulmak zorunda kaldım.
Her sabah gün doğmadan kalkıyordum. Kahvaltı hazırlıyor, çocukları giydiriyor, okula bırakıyor ve sonra işe gidiyordum.
Vücudum ağrıyordu.
Ama torunlarıma baktığımda kendime hep aynı şeyi söylüyordum:
“Pes etmek yok.”
Böyle altı ay geçti.
Hayatımız yavaş yavaş yeni düzenine alışmaya başlamıştı.
Ta ki o sabaha kadar.
Çocuklar okula gitmişti. Ben de işe gitmek için hazırlanıyordum. Tam kapıdan çıkacakken kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda bir kurye gördüm.
“Elif Hanım’ın annesi siz misiniz?” diye sordu.
Başımı salladım.
Elindeki büyük kutuyu bana uzattı.
“Size teslimat var.”
Şaşırdım. Hiçbir şey sipariş etmemiştim.
Ama kutunun üzerindeki etiketi görünce kalbim hızla atmaya başladı.
Kutunun üzerinde şu yazıyordu:
“Anneme.”
O yazıyı görünce ellerim titremeye başladı.
Bu… Elif’in el yazısıydı.
Kutuyu mutfağa götürdüm. Dakikalarca açamadım. Sanki açarsam yeniden kızımı kaybedecekmişim gibi hissediyordum.
Sonunda bir bıçak aldım ve bandı kestim.
Kutunun içinde bir zarf vardı.
Zarfı açtım.
Mektubun ilk satırını okuduğum anda nefesim kesildi.
“Anne, eğer bu mektubu okuyorsan demek ki en çok korktuğum şey oldu.”
Gözlerim doldu ama okumaya devam ettim.
“Elif burada. Sana anlatamadığım bazı şeyler var. Ama bilmeni istiyorum ki her şeyi senin için ve çocuklar için yaptım.”
Mektubun alt satırlarında kızımın aylar önce bir şeylerden şüphelendiğini anladım.
Ahmet’in bazı insanlarla yaptığı gizli işler vardı. Elif bundan korkmuştu.
Bu yüzden bir plan yapmıştı.
Kutunun içinde sadece mektup yoktu.
Bir USB bellek, bazı belgeler ve bir banka hesabına ait bilgiler vardı.
Mektubun sonunda şöyle yazıyordu:
“Anne, eğer bana bir şey olursa bu belgeleri polise ver. Ama önce banka hesabını kontrol et. Orada çocukların geleceği için birikim yaptım.”
Ellerim titreyerek bankayı aradım.
Görevli hesabı kontrol etti ve bana söylediği rakam karşısında sandalyeye çöktüm.
Elif çocukları için yıllarca para biriktirmişti devamı icin sonrki syfaya gecinz...