Dolabın en dip kösesine sinmiş, yıllardır el sürülmemiş o eski tüvit ceketi elime aldığımda, amacım sadece bahar temizliğini bitirmekti. Ceketi askısından çıkarırken ağır bir toz bulutu havalandı ve tam o sırada parke zeminde çınlayan metalik bir ses yankılandı. Eğilip baktığımda, üzerinde hiçbir işaret olmayan, pirinçten yapılmış, eski usul ama oldukça zarif bir anahtarın halının üzerinde parladığını gördüm.
Kocam Selim, yirmi yıllık evliliğimiz boyunca sessiz, kendi halinde ve son derece şeffaf bir adam olmuştu. Ya da ben öyle sanıyordum. Avucumun içindeki o soğuk metal, sanki dokunduğu her saniyede nabzımı biraz daha hızlandırıyordu. Bu anahtar hangi kapıyı açıyordu? Evimizdeki tüm kilitleri biliyordum.
Ertesi gün Selim işteyken, anahtarı cebime koyup onun çocukluğunu geçirdiği, yıllardır kimsenin uğramadığı o eski bağ evine gitmeye karar verdim. Şehrin gürültüsünden uzak, sarmaşıkların neredeyse yuttuğu o ahşap yapı, her zaman hüzünlü bir sessizliğe bürünürdü. Eve girdiğimde burnuma dolan rutubet kokusu, içimdeki huzursuzluğu daha da körükledi.
Üst kattaki çalışma odasına çıktım. Selim’in babasından kalan devasa meşe kütüphaneyi incelerken, kitapların arkasında küçük, neredeyse görünmez bir oyuk fark ettim. Kalbim göğüs kafesimi zorlarken anahtarı yuvaya yerleştirdim. Hafif bir tık sesiyle birlikte kütüphanenin orta bölmesi, gizli bir menteşe üzerinde ağır ağır yana kaydı.
Karşımdaki manzara bir korku filminden ya da bir polisiye romandan fırlamış gibi değildi; aksine, son derece huzurlu ama bir o kadar da sarsıcıydı. Küçük oda, tavandan tabana kadar dosyalar, fotoğraflar ve mektuplarla doluydu. Masanın üzerinde duran büyük bir haritada onlarca şehir işaretlenmiş, yanlarına tarihler düşülmüştü.
Dosyalardan birini rastgele açtığımda gördüğüm isimle nefesim kesildi: "Elif." Bizim hiç sahip olamadığımız, yıllarca hasretini çektiğimiz o hayali kızımızın adını vermişti bu dosyaya. Ama dosyanın içinde sadece hayaller değil, dekontlar, okul raporları ve fotoğraflar vardı.
Fotoğraflardaki kız çocuğu, Selim’e o kadar çok benziyordu ki, gerçekle yüzleşmek bir tokat gibi yüzüme çarptı. Selim'in benden sakladığı bir çocuğu mu vardı? İhanetin o ekşi tadı boğazıma dizildi. Ancak sayfaları çevirdikçe gerçek, bir ihanetten çok daha derin ve karmaşık bir hal aldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...