Her şey, on altı yıllık hayatımı üzerine kurduğum temelin, annemin son nefesinde dudaklarından dökülen tek bir fısıltıyla tuzla buz olmasıyla başladı. Bildiğim, sevdiğim, gölgesinde huzur bulduğum adamın gerçek babam olmadığını öğrenmem, beni geçmişin karanlık sırlarıyla dolu, tehlikeli ve geri dönüşü olmayan bir labirentin içine çekti. Şimdi, bu labirentin en başına, o soğuk hastane odasına dönüyor ve koca bir yalanın içinden sıyrılıp gerçeğe nasıl ulaştığımı başından sonuna kadar anlatıyorum.
Odanın içindeki tek ses, annemin yorgun kalbine bağlı olan monitörün giderek zayıflayan, düzensiz ritmiydi. Solgun ellerini ellerimin arasına almış, gözyaşlarımı ondan saklamaya çalışıyordum. Babam, yani hayatım boyunca babam sandığım adam, kahve almak için odadan çıkmıştı. Annem o anı beklemiş gibi, son bir güçle elimi sıktı. Çatlak dudakları zar zor aralandı ve kulağıma doğru eğilmemi işaret etti. Nefesi yüzüme çarparken o cümleyi fısıldadı: "Baban sandığın kişi, aslında baban değil."
Gözlerindeki o son bakış, pişmanlık mı yoksa bir tür kurtuluş muydu, anlayamadan monitörden o tekdüze, acımasız ses yükseldi. Annem sırrını bana devretmiş ve gitmişti.
Cenaze boyunca bir ruh gibiydim. İnsanlar omuzuma dokunuyor, başsağlığı diliyordu ama benim zihnimde yankılanan tek bir ses vardı: Kim o zaman? Ben kimim? Babam bildiğim Tarık, gözleri kan çanağına dönmüş halde taziyeleri kabul ederken ona her baktığımda içimde bir uçurum açılıyordu. Bana sevgiyle bakan, dizim kanadığında beni saran, ilk bisikletimi alan bu adam kimdi? Annem bana neden böyle bir yük bırakmıştı?
Günler sonra, evdeki sessizlik dayanılmaz bir boyuta ulaştığında annemin eşyalarını toplamak bahanesiyle tavan arasına çıktım. Cevapların orada bir yerlerde saklandığını biliyordum. Tozlu kutuların, eski kıyafetlerin arasında saatlerce gezindim. Tam pes etmek üzereyken, annemin yıllardır kilidini hiç açmadığı çeyiz sandığının dibine gizlenmiş, ahşap, oymalı küçük bir kutu buldum. Kilidi paslanmıştı ama küçük bir çekiç darbesiyle açılıverdi. İçinden solmuş fotoğraflar, birkaç kurumuş gül yaprağı ve sararmış, katlanmış bir mektup çıktı devamı icin sonrki syfaya gecinz...