Sabah yürüyüşlerim benim için bir alışkanlıktan çok kaçış gibiydi. Şehrin gürültüsü başlamadan önce parkın sessizliğinde dolaşmak zihnimi toparlıyordu. O parkta ise herkesin fark ettiği ama kimsenin gerçekten tanımadığı bir kadın vardı. Yıllardır her sabah aynı bankta oturan yaşlı bir kadın…
İlk başlarda onu sadece uzaktan görürdüm. Üzerinde her zaman koyu renk bir palto olurdu, saçları bembeyazdı ve ince parmakları bastonuna sıkıca tutunurdu. Ama asıl dikkatimi çeken şey gözleriydi. Parka gelen herkesi sanki yıllardır tanıyormuş gibi dikkatle izlerdi. Kimseyle konuşmaz, sadece oturur ve beklerdi.
Aylar boyunca yürüyüşlerimde onu görmeye alıştım. Bir sabah selam verdim. Başını hafifçe kaldırıp gülümsedi.
“Günaydın,” dedi yumuşak ama yorulmuş bir sesle.
O günden sonra her sabah kısa kısa konuşmaya başladık. Bana ismimi sordu, işimi sordu. Ben de ona ismimi söyledim ama o kendi adını söylemekten kaçındı. Garipti ama rahatsız edici değildi. Sanki onun hakkında çok şey bilmemek doğal bir şeymiş gibi hissediyordum.
Bir süre sonra fark ettim ki o bankta oturmasının bir nedeni vardı. Sürekli parkın girişine bakıyordu. Sanki birini bekliyordu.
Bir sabah dayanamayıp sordum.
“Birini mi bekliyorsunuz?”
Kadın uzun süre cevap vermedi. Sonra gözlerini parkın girişinden ayırmadan konuştu.
“Evet… ama sanırım artık gelmeyecek.”
Bu cümlenin içinde öyle ağır bir hüzün vardı ki başka soru sormaya cesaret edemedim.
Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Kadınla konuşmalarımız biraz daha uzadı. Bana hayat hakkında tuhaf ama derin şeyler anlatıyordu. İnsanların çoğu şeyleri çok geç anladığını söylerdi. Beklemenin bazen insanın kaderi olduğunu söylerdi.
Ama hiçbir zaman kendi hikayesini anlatmazdı.
Ta ki o sabaha kadar.
O gün hava normalden soğuktu. Park neredeyse boştu. Banka yaklaştığımda kadının yüzünün solgun olduğunu fark ettim. Nefesi ağırdı.
“Elimden tut,” dedi.
Şaşırdım ama söylediklerini yaptım. Cebinden küçük, eski bir kutu çıkardı. Ahşap bir kutuydu. Üzerinde yılların aşındırdığı ince oymalar vardı.
Bana uzattı.
“Bunu sana veriyorum.”
“Ben alamam,” dedim. “Neden bana veriyorsunuz?”
Kadın hafifçe gülümsedi.
“Çünkü sen durmayı bilen birisin.”
Ne demek istediğini anlamamıştım.
Kutuyu avucuma bıraktı.
“Ben yıllardır burada bekledim,” dedi. “Ama bazen insanlar yanlış yerde bekler.”
Sonra bana ilk kez doğrudan baktı.
“Bu kutunun içindeki şeyi doğru zamanda kullanırsan hayatın değişecek.”
Bir şey söylemek istedim ama kadın konuşmaya devam etti.
“Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için sadece bir karar yeter.”
Bir anda öksürmeye başladı. Nefesi daha da zorlaştı. Panikledim.
“Ambulans çağırayım!”
Başını yavaşça salladı.
“Gerek yok… zaten beklediğim şey buydu.”
O an gözlerindeki sakinliği hiç unutamayacağım. Sanki yıllardır süren bir yolculuk nihayet bitmiş gibiydi.
Elimi hafifçe sıktı.
“Kutuyu… unutma.”
Ve birkaç saniye sonra eli gevşedi.
Kadın o bankta, yıllardır oturduğu yerde son nefesini verdi.
Olaydan sonra ambulans geldi, polis geldi. Ama kimse kadını tanımıyordu. Kimliği yoktu. Onu tanıyan biri yoktu. Sanki şehirde yıllarca yaşamış ama hiç var olmamış gibiydi devamı icin sonrki syfaya gecinz...