Kızıma bir ev aldım. Eve taşınma partisinde biyolojik babasını davet etti ve yaptığı konuşma beni gözyaşlarına boğdu.
Ayşe ile 34 yaşındayken tanıştım. İkimiz de çocuk istiyorduk ama yıllarca süren doktor ziyaretlerinden sonra onun sağlığının buna izin vermeyeceğini öğrendik. O an hayallerimiz yıkılmış gibi hissetsek de vazgeçmedik. Bir çocuğa yuva olmak için evlat edinmeye karar verdik.
Elif’i ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlıyorum. Üç yaşındaydı. Büyük kahverengi gözleriyle etrafı sessizce izliyordu. Oyuncaklara bile temkinli yaklaşıyordu. Annesi o on sekiz aylıkken evi terk etmişti. Doğum belgesinde baba adı yoktu. Hayata eksik başlamış gibiydi ama gözlerinde hâlâ sönmemiş bir ışık vardı.
Onu eve getirdiğimiz gün, Ayşe ile birbirimize bakıp aynı şeyi düşündük: Artık üç kişiydik.
İki yıl sonra her şey değişti.
Elif beş yaşındayken Ayşe ortadan kayboldu. Sabah işe gittiğini sanıyordum. Ama gitmemişti. Mutfak tezgâhında kısa bir not buldum. “Bu hayat bana göre değil,” yazıyordu. “Anne olmak istemiyorum.”
O an dünya başıma yıkıldı. Ama asıl sınav o gece başladı. Elif’in yatağının kenarında oturup onu izledim. Küçük elleri yastığın altındaydı. Nefesi düzenliydi. O an bir gerçeği fark ettim: Ben de gidebilirdim. Kimse beni zorlamıyordu.
Gitmedim.
Ertesi sabah kahvaltıyı hazırladım. Okul çantasını kontrol ettim. Elini tuttum ve kapıdan birlikte çıktık. O günden sonra hayatımın merkezine tek bir şey yerleşti: Elif.
Kolay değildi. Geceleri ateşlendiğinde sabaha kadar başında bekledim. İlkokulda arkadaşları “Gerçek baban değilmiş,” dediğinde eve ağlayarak geldi. Ona babalığın kanla değil, kalple olduğunu anlattım. Bisiklet sürmeyi öğrenirken defalarca düştü. Dizleri kanadı. Ama her seferinde ayağa kalktı. Ben de onunla birlikte kalktım.
Yıllar hızla geçti. Elif içine kapanık küçük kızdan, hayalleri olan genç bir kadına dönüştü. Lisedeyken dijital tasarıma merak sardı. Saatlerce bilgisayar başında çizimler yapardı. “Baba, bir gün kendi markamı kuracağım,” dediğinde gözleri parlıyordu. Maddi durumum çok iyi değildi ama kurs ücretlerini ödedim. Fazladan mesai yaptım. O hayal kursun diye ben yorulmaya razıydım.
Üniversiteden mezun olduğunda gururdan göğsüm kabardı. Diplomasını alırken kalabalığın içinde beni aradı. Göz göze geldiğimizde başıyla hafifçe selam verdi. O an bütün yorgunluklarım silindi.
Yıllarca biriktirdiğim parayla ona küçük ama güvenli bir ev aldım. “Bu senin,” dedim anahtarı uzatırken. “Her zaman dönebileceğin bir yer.” Sarıldığında omzum ıslandı. Ama o gözyaşları mutluluktu.
Taşınma partisi fikri ondan çıktı. “Baba, yeni başlangıçları kutlamak gerekir,” dedi. Evi özenle dekore etti. Duvarlara kendi tasarımlarını astı. Misafirler birer birer gelmeye başladı. Komşular, arkadaşları, birkaç akrabamız…
Ve sonra onu gördüm.
Kapının yanında, elinde içecek bardağıyla duran yabancı bir adam. Orada fazla rahat görünüyordu. Elif koluma girip yanına götürdü.
“Baba, bu Murat,” dedi. “Biyolojik babam.”
İçimde bir şey buz kesti. Elif devam etti: “Beni birkaç ay önce buldu. Konuşuyoruz. Geçmişi öğrenmek istedim.”
Murat elini uzattı. Tokalaştık. Eli titriyordu mu, benimki mi bilmiyorum devamı icin sonrki syfaya gecinz...