73 yaşındaydım ve hayatımın en ağır kışını yirmi yıl önce yaşamıştım. Oğlum, gelinim ve iki torunum, bayram ziyaretinden sonra akşamüstü evimden ayrılmışlardı. Hava bozuyordu ama kimse bunun felakete dönüşeceğini tahmin etmemişti. Kırsal yolda araçları kaymış, yol kenarındaki ağaçlara çarpmıştı. O gece üç canı toprağa verdim. Geriye sadece beş yaşındaki torunum Zeynep kaldı.
Doktorlar yaşamasını mucize diye anlattı. Polis de öyle söyledi. Cenazede imam, “Her şey Allah’ın takdiri,” dedi. Zeynep’in beyin sarsıntısı, kırık kaburgaları ve göğsünde emniyet kemerinin bıraktığı morluklar vardı. “Çok şey hatırlamıyor,” dediler. “Parça parça görüntüler… Üzerine gitmeyin.”
Gitmedim.
Ailemi defnettim, Zeynep’i yanıma aldım ve ellili yaşlarıma yaklaşırken yeniden baba olmayı öğrendim. Kaza hakkında konuşmadık. O da sormadı. Yalnızca bir kez, anne ve babasının neden dönmediğini sordu. “Bir kazaydı,” dedim. “Şiddetli bir fırtına vardı. Kimsenin suçu değildi.” Başını salladı ve konuyu kapattı.
Yıllar geçti. Zeynep uslu, zeki ve içine kapanık bir genç kız oldu. Okulda başarılıydı, hiç sorun çıkarmadı. Üniversiteyi bitirdikten sonra şehir merkezindeki küçük bir hukuk araştırma şirketinde işe girdi. Yirmi beş yaşındaydı ama kar yağdığında hâlâ omzuma yaslanıp çocukluğundaki gibi sessizleşirdi.
Ta ki birkaç hafta öncesine kadar.
Ailesinin ölüm yıldönümü yaklaşırken değişti. Daha sessizdi. Gözleri dalgındı. Akşam yemeklerinde beklenmedik sorular soruyordu.
“Dede, o gece evden tam kaçta çıktılar?”
“Polis seninle kaç kez konuştu?”
“Kazadan sonra arabayı kim inceledi?”
Başta bunun yas sürecinin gecikmiş bir parçası olduğunu düşündüm. Ama geçen pazar erken geldiğinde içimde bir şeylerin yanlış gittiğini hissettim. Kapıda durdu. Paltosunu çıkarmadı. Elinde katlanmış bir kâğıt vardı.
“Dede,” dedi sakin bir sesle, “oturabilir miyiz?”
Masaya geçtik. Kâğıdı önüme koydu. “Bunu okumanı istiyorum. Bir itirafta bulunmalıyım. Bu bir kaza değildi.”
Ellerim titreyerek kâğıdı açtım. Yazı onun el yazısıydı ama kelimeler sanki başka birine aitti.
“O gece arabada uyanıktım. Annemle babam tartışıyordu. Babam çok sinirliydi. Arabayı hızlı sürüyordu. Annem durmasını söyledi. Ben arka koltuktan bağırdım. Kardeşim ağlıyordu. Sonra direksiyon aniden kırıldı. Ama bu kayma değildi. Babam bilerek kırdı.”
Gözlerim satırlarda dondu kaldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...