Kızımı iki yıl önce toprağa verdim. Adı Ece’ydi. On bir yaşındaydı. İnsanlar zamanla acının hafifleyeceğini söyler ama bu doğru değil. Acı hafiflemez; sadece insanın içine yerleşir, nefes alıp verirken bile orada olduğunu hissettiğin bir gölgeye dönüşür.
Ece bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Okul servisinin yağmurlu bir günde kayması… O gün hastanede doktorun dudaklarından dökülen cümleleri hâlâ hatırlıyorum. Eşim Nihat bütün resmi işlemleri, cenazeyi, mezarlığı halletti. Ben ise evin salonunda, Ece’nin pembe tokasının durduğu sehpanın karşısında saatlerce boşluğa bakarak oturdum. Başka çocuğumuz olmadı. Bir kaybın ağırlığı bile bizi paramparça etmişken, ikinci bir ihtimali düşünmek bile dayanılmazdı.
Hayat, iki yıl boyunca sessiz ve ağır aktı. Ta ki geçen Perşembe sabahı ev telefonu çalana kadar.
“Zeynep Hanım?” dedi telefondaki temkinli ses. Okul müdürüydü. “Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama burada annesini aramak isteyen bir kız var. İsminizi ve numaranızı verdi.”
“Yanlış aradınız,” dedim mekanik bir sesle. “Kızım iki yıl önce vefat etti.”
Telefonda kısa bir sessizlik oldu.
“Adının Ece olduğunu söylüyor,” dedi müdür yavaşça. “Ve… sistemimizdeki fotoğrafıyla neredeyse aynı.”
Kalbim göğsüme çarpmaya başladı. “Bu imkânsız.”
“Lütfen onunla konuşun,” dedi müdür.
Arka planda ayak sesleri duyuldu. Sonra ince, tanıdık bir ses:
“Anne? Anne, lütfen gelip beni al.”
Telefon elimden düştü.
Bu bir benzerlik değildi. O sesti. Kızımın sesi.
Nihat odaya girdiğinde yüzümün rengini görünce durdu. “Ne oldu?”
“Ece,” diye fısıldadım. “Okulda.”
Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Telefonu alıp kapattı. “Bu bir dolandırıcılık. Yapay zekâyla ses taklidi yapıyorlar. Sakın gitme.”
Ama gözlerindeki panik, söylediği şeyden daha fazlasını anlatıyordu. Anahtarlarıma uzandım. Kapının önüne geçti.
“Gidemezsin,” dedi titreyerek.
“Neden korkuyorsun?” diye bağırdım. “O öldü! Eğer bir hayalet değilse, neden bu kadar panik oldun?”
Cevap vermedi. O an, içimde bir şüphe kıvılcımı yandı.
Arabaya atlayıp okula gittim. Koridorlar her zamanki gibiydi; duvarlarda öğrenci resimleri, panolarda etkinlik duyuruları… Ama benim için dünya bulanıktı. Müdürün odasına ulaştım ve kapıyı açtım.
Masanın önünde duran kız arkasını dönmüştü. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Müdür bana baktı, sonra yavaşça başını salladı.
“Kızım…” diye fısıldadım.
Kız döndü.
Nefesim kesildi.
Yüz hatları, gözleri, hatta sağ kaşının üzerindeki minik ben… Hepsi Ece’ydi. Ama bir şey farklıydı. Bakışları daha temkinliydi, daha yabancı.
“Anne,” dedi ürkekçe devamı icin sonrki syfaya gecinz...