On üç yıl önce, yeni bir acil servis hemşiresiydim. Meslekteki ilk aylarımdı; hâlâ her siren sesinde kalbim hızlanır, her vakada bir şeyleri kaçırmaktan korkardım. O gece getirilen trafik kazası vakası da başta sıradan görünüyordu. Ta ki sedyelerden birinde hareketsiz yatan anne ve babayı, diğerinde ise gözleri kocaman açılmış üç yaşındaki küçük kızı görene kadar.
Anne ve baba kurtarılamadı. O küçük kız ise odanın ortasında, herkesin telaşı içinde, sessizce bana bakıyordu. Sanki “Gitme” der gibi. Yanına çömeldim. Titriyordu. Bana sarıldı; öyle sıkı sarıldı ki, sanki bırakırsam dünyada tamamen yalnız kalacaktı.
O gece nöbetim bitmesine rağmen gitmedim. Ona elma suyu getirdim, çocuk servisinden bir masal kitabı buldum. Üç kez okudum. Her seferinde “Tekrar” diye fısıldadı. Bir ara rozetime dokundu, yüzüme baktı ve ciddiyetle, “Sen iyisin,” dedi. O an içimde bir şey yer değiştirdi.
Sosyal hizmet görevlisi, yakın akrabası olmadığını ve geçici korumaya alınacağını söylediğinde ağzımdan düşünmeden şu cümle çıktı:
“Bu gece onu ben alabilir miyim? En azından şimdilik.”
“Bekârsınız, vardiyalı çalışıyorsunuz, gençsiniz,” dedi kadın.
“Biliyorum,” dedim. “Ama bu gece yalnız kalmasın.”
Bir gece bir haftaya, bir hafta aylara dönüştü. Ev ziyaretleri, dosyalar, ebeveynlik eğitimleri, uykusuz vardiyalar… Sabah nöbetinden çıkıp anaokuluna bırakıyor, öğlen aralarında veli toplantılarına katılıyor, akşamları makarna yapmayı öğreniyordum. Yoruluyordum ama hiç pişman olmuyordum.
Marketin dondurulmuş gıda reyonunda elimi tutarken dalgınlıkla “Baba” dediği günü hiç unutmadım. O an zaman durdu. Eve gidip sessizce ağladım. Çünkü artık geri dönüş yoktu. Resmi olarak da onu evlat edindim.
Daha düzenli bir programa geçtim. Maaşımdan her ay kenara para koyup üniversite birikim hesabı açtım. Onun istenmeyen değil, seçilmiş bir çocuk olduğunu bilmesini istedim. Büyüdü. Zeki, esprili ve biraz inatçı oldu. Benim alaycılığımı aldı; annesinin ise sadece eski bir fotoğraftan bildiğim gözlerini.
Yıllar geçti. Hayatımız düzenliydi. Ben flört etmeye pek vakit ayırmadım. Ta ki hastanede biriyle tanışana kadar. Akıllı, kendine güvenen, neşeli biriydi. İlk kez hayatımı biriyle paylaşma fikri cazip gelmişti. Kızım temkinliydi ama saygılıydı. Zamanla aralarındaki mesafe azaldı sandım. Sekiz ayın sonunda bir yüzük aldım.
Sonra o akşam geldi devamı icin sonrki syfaya gecinz...