
Düğünümde ikinci el bir gelinlik giydim. İnsanlar kıkırdadı… derken damadın annesi ayağa kalktı ve herkesi susturdu.
Nişanlandığımızda çevremden fısıltılar geliyordu: “Şanslı fakir kız.” Onun ailesi varlıklıydı, benimkisi değildi.
Düğün masraflarını damadın ailesi üstlendi: gösterişli bir salon, çiçekler, bol yemek… Bizim aile sadece pastayı, fotoğrafçıyı ve gelinliği karşılayabildi. Annem kanserle mücadele ediyordu ve paramızın neredeyse tamamı tedaviye gidiyordu. Bir gün giyeceğim bir elbise için servet harcamak içime sinmedi.
Bu yüzden ikinci el bir dükkâna girdim. Oradaydı. Sanki beni bekliyormuş gibi üzerime oturan, sade ve zarif bir gelinlik. Mükemmeldi. Kimse nereden aldığımı bilmek zorunda değildi.
Sadece küçük kız kardeşime söyledim ve kimseye anlatmamasını istedim. Ama o dayanamayıp herkese anlattı. Kısa sürede fısıltılar başladı.
Misafirler aradı, mesaj attı. Hatta bazıları “düzgün bir gelinlik alabilmem için” benim adıma bağış kampanyası açmayı bile teklif etti. Kayınvalidemler dâhil herkese hayır dedim. Yardıma ihtiyacı olan biri varsa, o ben değil, annemdi.
Düğün günü salon avizeler ve güllerle parlıyordu. Yaklaşık 200 kişi beni izlerken koridordan yürüdüm. Ama yeminlerimize değil, üzerimdeki kumaşa baktıklarını hissediyordum. Fısıltılar yayıldı, bakışlar üzerimde gezindi, yüzüm kızardı.
Resepsiyonda durum daha da kötüleşti. Derken teyzem elinde kadehle ayağa kalktı ve salonu susturan bir sesle konuştu:
“Kendine zengin bir koca bulmuşsun. Peki sana neden doğru düzgün bir gelinlik almadı? İkinci el mağazadan alınmış paçavralarla mı dolaşıyorsun?”
Bazı misafirler güldü. Yer yarılsa da içine girsem istedim.
Tam o anda kayınvalidem ayağa kalktı. Söyledikleri gözlerimi yaşarttı, salondaki herkesi şaşkına çevirdi.
Kayınvalidem ağır ağır ayağa kalktı. Salonun uğultusu bir anda kesildi; herkesin gözü ona çevrildi. Elindeki peçeteyi masaya bıraktı, kadehini bile kaldırmadı. Sanki tek bir yudum bile bu anın ciddiyetini bozacakmış gibi… Omuzlarını dikleştirdi, önce teyzeme baktı, sonra salondaki herkesi tek tek süzdü. Bir saniye boyunca kimse nefes almadı.
“Az önce duyduğum sözler…” dedi, sesi sakin ama keskin bir bıçak gibiydi. “Bu salonda bir gelini, bir kadını, bir insanı küçümsemek için söylendi.”
Teyzem yüzünde alaycı bir gülümsemeyle kadehini oynattı. “Ben sadece şaka yaptım,” diye mırıldandı.
Kayınvalidem başını iki yana salladı. “Şaka dediğin şey, güldürür. Aşağılamak güldürmez; sadece kötü niyeti saklar.” Sonra bakışları bana kaydı. O an gözlerimdeki yaşlar yanaklarıma inmeye başladı ama kendimi tutmaya çalıştım. Çünkü ağlarsam, herkesin ‘zaten zayıf’ diye düşünmesinden korkuyordum.
Kayınvalidem devam etti: “Bu gelinlik ikinci elmiş, öyle mi? Peki…” Bir an durdu. “Sizce bir gelinliği değerli yapan şey etiketi mi? Yoksa onu taşıyan kadının yüreği mi?”
Salonda bir sandalye gıcırdadı. Birkaç kişi başını eğdi. Bazıları da hâlâ ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu.
Kayınvalidem ellerini masanın kenarına koydu. “Ben bu gelinliği biliyorum,” dedi. “Çünkü bu gelinliği ben aldım.”
İçimden sanki bir şey koptu. Duyduğum anda beynim durdu, kalbim bir kez çarpıp boşlukta asılı kaldı. Yanımdaki eşim—artık kocam—şaşkınlıkla annesine döndü. Ben ise “Ne?” diyebildim sadece, dudaklarım titreyerek...