
Kızım beni evden kovdu… Aylar sonra onu hamile halde, metroda yerde uyurken buldum.
Ben Rıfat, 65 yaşındayım. Eşim, kızımız Aslı henüz beş yaşındayken hayatını kaybetti. O günden sonra Aslı’yı tek başıma büyüttüm.
Üç işte çalıştım. Uykusuz gecelerim sayısızdı. Her sabah ve her gece onun için dua ettim.
Aslı büyüdü… ama ben baba olarak endişelenmeyi hiç bırakmadım.
Özellikle nişanlısı Levent konusunda içim hiç rahat değildi.
Defalarca uyardım:
“Aslı, o iyi biri değil. İnsanlara nasıl davrandığına dikkat et. Onunla evlenme.”
Bir gün bunu kendi gözlerimle gördüm.
Levent, bir markette kasiyerle flört ediyordu. Fazla samimiydi. Fazla rahattı.
Aslı’ya anlattım.
“Baba, beni ona karşı doldurmaya çalışıyorsun!”
“Hayır kızım!” dedim. “Gerçeği söylüyorum. Lütfen gözlerini aç.”
Bir anda bağırdı:
“UMURUMDA DEĞİL! BENİ KONTROL ETMEYE ÇALIŞIYORSUN!”
Aylar geçti.
Bir akşam karşıma çıktı. Üzerine özenle giyinmişti. Benden onay istiyordu.
Gözlerinin içine baktım ve şunu söyledim:
“Onunla asla evlenmemeni isterim. O zalim ve güvenilmez.”
Levent araya girdi:
“Bu yaşlıyı dinleme.”
Aslı’nın gözleri doldu… ve hayatımı parçalayan o cümleyi kurdu:
“Bu benim hayatım baba. Git. Şimdi!”
Yalvardım.
“Aslı, ne olur… Ben sadece seni korumaya çalışıyorum. Onun neler yapabileceğini bilmiyorsun.”
Bağırdı:
“Hayır! Burası annemin evi! O benim yanımda olmanı istemezdi! Git!”
O gece evden ayrıldım.
Küçük, soğuk bir ev tuttum.
Çalıştım. Sustum. Dayandım.
Sonra bir gün… onun bir oğlu olduğunu duydum.
Ulaşmaya çalıştım.
Beni engelledi.
Yıllar geçti.
Bir gün metroda yürürken adımlarım durdu.
Kalbim duracak sandım.
Yerde biri yatıyordu.
Hamileydi.
Üzerindeki palto yırtıktı.
Saçları birbirine girmişti.
Kirli zeminde, soğuktan kıvrılmış halde uyuyordu.
Fısıldadım:
“Allah’ım… Aslı?”
Gözleri aniden açıldı.
Bana baktı.
“Baba?”
Dizlerimin üzerine çöktüm.
“Aslı… Ne oldu sana? Oğlun nerede?..”
Dizlerimin üzerine çöktüm.
“Aslı… Ne oldu sana? Oğlun nerede?..”
Aslı’nın dudakları titredi. Bir an konuşacak gibi oldu, sonra gözlerini kaçırdı. Yüzünde hem utanç hem de korku vardı; sanki bir kelime bile söylese başına bir şey gelecekmiş gibi.
“Baba…” dedi kısık sesle. “Ben… ben iyi değilim.”
Elimi omzuna koyduğum anda irkildi. Bu irkiliş, içimi buz gibi yaptı. Çünkü bu, “üşüdüm” irkilişi değildi… Bu, “darbeye alışmış” birinin irkilişiydi.
“Tamam,” dedim sakince. “Şimdi konuşma. Önce kalkalım. Üşümüşsün.”
Ayağa kaldırmaya çalıştım ama bacakları güçsüzdü. Birden yüzü soldu, karnını tuttu. Nefesi hızlandı.
“Baba… sancı…” diye fısıldadı.
O an bütün dünya daraldı. Onu kucağıma aldım; yıllar önce çocukken taşıdığım gibi, ama bu kez çok daha ağır bir yükle… Metro görevlilerine bağırdım, insanlar yardım etti, biri ambulansı aradı. Aslı, başını göğsüme yaslayıp gözlerini kapatırken dudaklarından çıkan tek cümle kalbimi parçaladı:
“Beni bırakma…”
“Bırakmam,” dedim. “Bir daha asla.”
Ambulans geldiğinde, sanki yıllar önce evden kovulduğum o geceye geri dönmüştüm. Tek fark vardı: Bu sefer kapıdan dışarı çıkan ben değildim; bu sefer kızımı hayata geri çağırıyordum.
Hastaneye yetiştirdik. Doktorlar onu acile aldı. Ben kapının önünde donmuş gibi beklerken, içimde iki ses kavga ediyordu: Biri “Geç kaldın” diyordu, diğeri “Şimdi buradasın” diye bağırıyordu.
Bir hemşire yanına çağırdı. “Yakını mısınız?”
“Babasıyım,” dedim.
Bunu söylerken boğazıma bir yumru oturdu. “Babasıyım” demek kolay değildi. Çünkü yıllarca “babasıyım” diyememiştim; kızım beni hayatından silmişti.
Hemşire hızlı hızlı konuştu. “Doğum başlayabilir. Stresli. Çok zayıf düşmüş. Sizinle konuşmak istiyor.”
İçeri girdiğimde Aslı’nın yüzü bembeyazdı. Gözleri doluydu, ama bu sefer bana bakıyordu. Sanki yıllardır ilk kez gerçekten “baba” kelimesinin anlamını hatırlamış gibiydi.
“Baba…” dedi. “Ben… ben her şeyi mahvettim.”
Başını okşadım. “Şimdi bunun zamanı değil. Bana sadece söyle: Oğlun nerede?”
Gözlerini kapattı. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra, kelimeler sanki bir yerden kopup geldi.
“Levent aldı.”
Kalbim bir an durdu. “Ne demek aldı?”
“Aslan daha iki yaşındaydı…” dedi. “Bir gece bağırdı, çağırdı. ‘Sen annelik yapamıyorsun’ dedi. Beni evden kovdu. Aslan’ı kucağına aldı, kapıyı çarptı. Sonra… sonra telefonlarımı açmadı. Ailesi de bana kapıyı kapattı.”
“Polise gittin mi?” dedim, sesim çatlayarak devamı sonrki syfda...