
Eşime ben işteyken ameliyat sonrası anneme bakmasını rica ettiğimde bana bir fatura uzattı. Bu kadar kolay kabul edeceğimi gerçekten düşünmüyordu. Birkaç ay önce eşim Burak, çalıştığı şirketteki işten çıkarmalar yüzünden işini kaybetti. O zamandan beri ben tam zamanlı çalışırken, o gün boyu evde çocuğumuzla ilgileniyor.
Annem kısa süre önce büyük bir ameliyat geçirdi. Doktorlar, önümüzdeki birkaç ay boyunca yalnız kalmaması gerektiğini söyledi.
İlaç saatlerinin hatırlatılması, yemeklerinde yardım edilmesi ve kendini kötü hissettiğinde yanında birinin olması gerekiyordu.
Ben de annemi eve aldım, misafir odasına yerleştirdim.
Burak bu duruma itiraz etmedi.
Ofiste çalıştığım için, gündüzleri anneme göz kulak olmasını rica ettim.
Ertesi sabah…
Ben işe hazırlanırken, çocuğumuzu kreşe hazırlarken ve anneme ilaçlarını verirken, Burak sessizce yanıma geldi ve elime bir kâğıt tutuşturdu.
Kâğıtta büyük harflerle şunlar yazıyordu:
“HİZMETLER VE ÜCRETLER”
• Basit yemek hazırlama (sandviç, çorba, çay) — öğün başına 185 Lira
• Gün içinde su veya atıştırmalık getirme — her gidiş geliş 85 Lira
• İlaç hatırlatmaları — her seferinde 50 Lira
• Koltuktan veya yataktan kalkmasına yardım — her seferinde 200 Lira
• Merdivenlerde düşmemesi için arkasından yürüme — her gidiş geliş 230 Lira
• O dinlenirken kendi işlerimi yapmayıp evde kalma — günlük 200 Lira
Donup kaldım.
Annem…
Bizi her zaman desteklemişti.
Çocuğumuza bakmak için ücretsiz izin almıştı.
Evimize yemek yapmış, temizlik yapmış, bir kuruş bile istememişti.
Hatta zor zamanımızda ev kredimizin bir kısmını bile ödememize yardım etmişti.
Kâğıdı elimde tutarak Burak’a baktım:
“Bu da ne?” dedim.
Gözlerini devirdi.
“Zamanım bedava değil.
İstersen sen öde, istersen annen ödesin, umurumda değil.
Bunlar zaten indirimli fiyatlar.
Dışarıdan bir bakıcı tutsanız, ayda binlerce dolar öderdiniz.”
O kadar şaşkındım ki tek kelime edemedim.
Sessizce evden çıktım ve işe gittim.
Ama şunu biliyordum:
O an susmuş olabilirdim…
Ama kararımı çoktan vermiştim.
O akşam bir plan yaptım.
Ertesi sabah, Burak’ın karşısına sakince çıktım ve şunu söyledim:
“Tamam.
Sana ödeme yapacağım.
Ama benim de bir şartım var…” -
Burak’ın karşısına sakince çıktım ve şunu söyledim:
“Tamam. Sana ödeme yapacağım. Ama benim de bir şartım var…”
Bir an durdu, kaşlarını kaldırdı. Elindeki kahve kupasını tezgâha bıraktı. O kâğıdı yazarken kendini nasıl da haklı hissettiyse, şimdi de “şart” kelimesini duyunca, sanki pazarlık masasına oturmuş bir iş adamı gibi dikleşmişti.
“Neymiş şartın?” dedi.
Derin bir nefes aldım. Sesimi yükseltmeden, kelimeleri tek tek seçerek konuşmaya karar verdim. Çünkü içimde fırtınalar kopsa da, bu meseleyi bağırarak değil, Burak’ın anlayacağı dilden çözmem gerekiyordu.
“Bugünden itibaren,” dedim, “evde yaptığımız her şeyin bir karşılığı olacak. Senin zamanın kıymetliyse, benimki de kıymetli. Annemin yardımı kıymetliyse, onunki de kıymetli. O yüzden… bir haftalığına her şeyi yazılı hale getireceğiz.”
Burak alaycı bir gülümsemeyle kıkırdadı. “E yaz işte. Ben zaten yazdım.”
“Hayır,” dedim. “Sadece sen yazmayacaksın. Ben de yazacağım. Bir tablo hazırladım. Bu evde kim ne yapıyorsa, ne kadar emek harcıyorsa, hepsini kalem kalem hesaplayacağız. Bir hafta sonunda oturup toplayacağız. Kim kime ne borçluysa, ödeyecek.”
Gözleri parladı. Belli ki kendini kazanmış görüyordu.
“Tamam,” dedi hızlıca. “Harika. Haftaya konuşuruz.”
“Bir şart daha var,” dedim.
Bu kez yüzündeki ifadede küçük bir çatlak belirdi. “Yine ne var?”
“Annemin yanında konuşurken, ona ‘müşteri’ gibi davranmayacaksın. O bu evin misafiri. Ücretlendirme konuşmalarını benimle yapacaksın. Annem bunu duymayacak.”
Burak omuz silkti. “Tamam. Zaten parayı kim öderse ödesin demiştim.”
Ben de başımı salladım. “Güzel. O zaman anlaştık.”
O an, Burak’ın bu kadar kolay kabul etmesi beni şaşırtmadı. Çünkü o kâğıdı uzattığında aklında tek bir hesap vardı: “Ben haklıyım.” Şimdi de, benim “hesap” kelimesini ağzıma almam, onun dünyasında bir zafer ilanı gibiydi.
Ama benim aklımdaki hesap başka bir şeydi.
O gün işe giderken telefonumdan hazırladığım tabloyu açtım. “Emeğin Bedeli” diye bir başlık atmıştım. Altına iki sütun koymuştum: “Ben” ve “Burak.” Üçüncü bir sütunu da annem için ekledim: “Anne (Geçmiş Katkılar).” Çünkü bu evde yalnızca bugünün emeği değil, geçmişin borcu da vardı.
İlk gün akşam eve geldiğimde Burak salonda uzanmış televizyon izliyordu. Annem misafir odasında dinleniyordu. Kreşten aldığım çocuğumuz ise ayakkabılarını çıkarır çıkarmaz bana sarıldı. Mutfağa geçtim, dolabı açtım. Yemek yoktu. Tezgâhta yalnızca iki tabak kirliydi devamı sonrki syfda...