
Şu anda altı aylık kızımızla doğum iznindeyim. İki hafta önce boynumu ciddi şekilde incittim ve doktorun verdiği boyunlukla yaşamak zorunda kaldım.
Arabada ön yolcu koltuğundaydım. Arkadaki bebeği kontrol etmek için hafifçe dönmüştüm. Kırmızı ışıkta duruyorduk. Eşim yola bakmıyordu. Tek eliyle Instagram’da geziniyor, mesaj yazıyordu.
“Hey, ışık değişiyor,” diye uyardım.
Tam o sırada önümüzdeki araba ani fren yaptı. Eşim panikle frene asıldı. Şiddetli bir ses geldi. Başım öne ve yana doğru savruldu. Boynumda ve omzumda dayanılmaz bir ağrı patladı.
Acil serviste doktor çok netti: “Kaldırmayacaksın. Eğilmeyeceksin. Dönmeyeceksin. Boyunluk takacaksın. Haftalarca, belki aylarca.”
Eve kadar ağladım.
Eşim kısaca özür diledi. İlk iki gün yardım etti. Sonra doğum günü yaklaşıyordu.
“Bu arada,” dedi, “arkadaşlar cumartesi günü geliyor. Onlara söyledim bile.”
Ona baktım. “Ev sahibi olamam. Başımı bile zor çeviriyorum.”
Derin bir iç çekti, sinirlendi: “Sadece atıştırmalıklar ve biraz temizlik. Zaten evdesin. Eğer halledemezsen, sana para vermeye devam etmemi bekleme. Senin yatıp kalkman için para ödemeyeceğim.”
Kendimi küçük, bağımlı ve tükenmiş hissettim.
Yine de yaptım. Acı içinde yemek söyledim, evi temizledim, her şeyi hazırladım.
Cumartesi akşamı geldi. Arkadaşları geldi. Bira, kahkahalar, yüksek sesli müzik…
Bebek diğer odada uyurken ben sessizce kanepede oturdum. Kimse nasıl olduğumu sormadı. Bir kez bile.
Ama adalet bazen geç gelir, bazen de kapıyı çalar.
Kapı zili çaldı.
Eşim pizzacı sandı, yerinden fırladı. Kapıyı açtı ve dondu.
Karşısında annesi duruyordu.
Gülümsemedi.
Odaya baktı: arkadaşlara, biralara, gürültüye… sonra boyunlukla kanepede oturan bana.
Tekrar oğluna döndü ve son derece sakin bir sesle şunu söyledi:
“Benimle geliyorsun. Hemen.”
Oda bir anda sessizliğe büründü.
Eşim gergin bir kahkaha attı: “Anne… burada ne işin var?”
Kadın ceketini işaret etti: “Al şunu. Sana hayatın boyunca unutamayacağın bir sürprizim var. Parti istedin ya… işte parti.”
Keşke kendi annesinin, onun için ne hazırladığı TUZAĞI o an bilseydi…
Kadının sesi o kadar sakindi ki, odadaki müzik bile sanki utancından kısılmış gibi geldi bana. Eşim bir an daha kapıda öylece kaldı; bir eli kapı kolunda, diğer eli yarım havada… Arkadaşları birbirine baktı. Biri gülümsemeye çalıştı ama gülüşü yüzünde dondu.
“Anne, saçmalama,” dedi eşim. “İçeride misafir var.”
Annesi gözünü kırpmadan, “Ceketini al,” diye tekrarladı. “İçeride misafir var diye mi karını boyunlukla bırakıp servis yaptırıyorsun?”
O anda eşim ilk kez bana baktı. Sanki ben orada yokmuşum gibi davranmaya o kadar alışmıştı ki, göz göze gelince irkildi. Ben konuşmadım. Boynumun içinden geçen ağrıyı, omzuma oturan taş gibi yorgunluğu, bebeğin odadan gelebilecek en küçük sese bile uyanacak olmasının endişesini… hepsini bir arada yutkundum.
Arkadaşlarından biri “Ya abla… biz…” diye bir şey mırıldandı.
Kadın elini kaldırdı. “Sizlik bir şey yok. Ama siz de şunu görün: Az önce şu evde kimin hizmet ettiğini, kimin eğlenip kahkaha attığını.”
Eşim, sinirle güldü. O tanıdık gergin kahkaha… İşler ciddileşince her zaman o gülüşü takınırdı. “Tamam anne. Tamam. Şimdi çıkamam. Sonra konuşuruz.”
Kadın başını yana eğdi. “Sonra yok. Hemen.” dedi ve ilk kez sesinde milim bir sertlik belirdi. “Çünkü bu ‘sonra’ların sonucunu şu kızın boynunda görüyorum.”
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı: kapıyı tamamen açtı ve dışarıdan iki kişiyi içeri çağırır gibi eliyle işaret etti. Eşik dışında biri daha vardı. Uzun boylu, takım elbiseli bir adam. Elinde bir evrak çantası. Yanında da daha genç bir kadın; elinde tablet, dosya, kalem… Sanki bir iş toplantısına gelmiş gibiydiler.
Evin içine adım atmadılar. Eşiğinden içeri sadece annesi girdi. Ama o ikisi, kapının hemen dışında durup içeri bakmaya devam etti.
Eşim afalladı. “Kim bunlar?”
Kadın hiç acele etmeden, “Aile danışmanı,” dedi, sonra başını diğerine çevirdi, “ve avukat.”
O an odadaki hava değişti. Bira şişeleri bir anda daha çirkin göründü. Kahkahaların yerini, nefeslerin sayısı aldı. Arkadaşları sanki kendilerini küçük bir mahkeme salonunda bulmuş gibi kıpırdamamaya çalışıyordu devamı sonrki syfda...