
48 yaşındayım ve çocuk sahibi olamıyorum. Yıllarca evlat edinmeyi erteledikten sonra, sonunda bir yetimhaneye gittim ve lösemi hastası olan ve kimsenin istemediği 10 yaşında Lina adında bir kız çocuğu buldum. Onu evlat edinmeye karar verdim. Bana bir evim olup olmadığını sordu - ben de evet dedim evim var. Onu eve getirdikten ve ona baktıktan sonra, bir gün bir limuzin yanaştı. Bir adam bana, "Bayan Helena, Lina hakkında bilmeniz gereken bir şey var." dedi.
Limuzinden inen adamın sesi, sanki evin önündeki bütün kuşları susturmuştu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Lina arkamda duruyordu; küçük elleri, farkında olmadan elbisemin ucunu sıkıca tutmuştu. Onun titrediğini hissedebiliyordum. Löseminin verdiği o kırılganlık, sadece bedeninde değil, ruhundaydı da. Hayatı boyunca herkes onu ya acıyarak sevmiş ya da hiç istememişti.
Adam siyah takım elbiseliydi, yüzünde ne sert ne de yumuşak bir ifade vardı. Sanki yıllardır taşıdığı bir gerçeği nihayet söyleyecek olmanın yorgunluğu çökmüştü üstüne.
“Bayan Helena,” dedi tekrar, “Lina sıradan bir çocuk değil.”
Bu cümleyi duyduğum an içimde bir öfke kabardı. “Benim için öyle,” dedim. “O benim kızım.”
Adam başını hafifçe eğdi. “Tam da bu yüzden buradayım.”
Bizi içeri davet etti. Lina’yı koltuğa oturttum, önüne en sevdiği sıcak sütü koydum. Gözleri sürekli adamın üzerindeydi; ama korkudan çok merak vardı bakışlarında. Sanki bir yerlerden bu anı bekliyormuş gibiydi.
Adam derin bir nefes aldı. “Benim adım Victor,” dedi. “Lina’nın biyolojik ailesi adına konuşuyorum.”
O an dünya başıma yıkıldı sandım. “Ailesi mi?” diye fısıldadım. “Ama yetimhanede—”
“Yetimhane her zaman gerçeği anlatmaz,” dedi sakin bir sesle. “Lina’nın ailesi çok güçlü ve çok zengin. Yıllar önce, doğduğu gün onu kaybettik. Ya da bize öyle söylendi.”
Lina birden doğruldu. “Beni mi arıyordunuz?” diye sordu devamı sonrki syfda...