Damadım benim kolumdan tutarak yere fırlattı. Kızım, komşular izlerken beni kolumdan tutup evden dışarı attı. “Git buradan. Bu ev 10 Milyon TL,” dedi. Kimsenin müdahale etmeyeceğine inanıyorlardı. Yanıldılar. Birisi polisi aradı polis geldiğinde kurdukları hayat çökmeye başladı.
Kolumdan bir anda yakaladı damadım. Ne bağırdı ne de küfretti; sadece dişlerini sıktığını, gözlerindeki o soğuk kararlılığı gördüm. Bir anlığına bileklerimden yükselen acı, yıllardır içimde biriken suskunluğu uyandırdı. Sanki sadece kolumdan tutmuyordu—hayatımın geri kalanını da tek hamlede bir kenara fırlatmaya çalışıyordu.
Dengemi kaybedip dizlerimin üstüne çöktüm. Taşların soğuğu avuçlarıma geçti. Kapının önündeki dar koridor, o tanıdık apartman kokusu… Hepsi bir anda yabancılaştı. Daha kötüsü, komşuların kapı aralıklarından uzanan bakışlarıydı. İnsan bakışının ağırlığı vardır; yerinden oynatır. Kimisi başını çevirdi, kimisi donup kaldı. Kimse “Dur!” demedi.
Derken kızım çıktı. Kızım… İçimdeki en güvenli liman sandığım kişi.
Saçlarını özenle toplamıştı, üstünde pahalı bir hırka vardı. Bakışları bir an benim yüzümde durdu, sonra öyle hızlı kaydı ki sanki yabancı birine bakıyordu. Elini kapı pervazına koydu, sanki bu sahnenin yönetmeni oymuş gibi kendinden emindi.
“Git buradan,” dedi. Sesini alçaltmadı, bilerek duyulsun istedi. “Bu ev 10 milyon TL.”
Cümle duvara çarpıp geri döndü, ama en çok bana çarptı. On milyon… Dillerine doladıkları sayı, benim yıllardır biriktirdiğim sabırdan daha değerliydi demek. Bu evi alırken sen daha küçüktün, diye geçirdim içimden. Boğazıma bir yumru oturdu. O zamanlar her kuruşun hesabını yapardım. Kızım okula iyi gitsin, kışın üşümesin, bir gün kendi ayakları üzerinde dursun… Meğer ayaklarının altına benim yerimi seriyormuşum.
“Ben nereye gideyim?” diyebildim. Sesim titremedi sanıyordum, ama kelimelerim ince bir ip gibi kopacak gibiydi. “Burası benim de evim.”
Damadım, kapının eşiğine yaklaştı. Yüzüme bakmadı bile. Sanki ben bir eşya, evden çıkarılması gereken bir fazlalıktım. “Anlamıyor musun?” dedi. “Artık burada yerin yok.”
Komşulardan biri, yaşlı bir teyze, kapısını biraz daha açtı. Gözleri dolu dolu oldu, ama adım atamadı. Herkes aynı şeyi düşünüyordu belki: “Bize de bulaşır.” Apartmanlarda sessizlik, duvarlardan daha kalındır.
Kızım, cümlesini daha sertleştirdi. “Kimse karışmaz. Kimse müdahale etmez,” dedi, daha çok kendine söyler gibi. “Herkes işine bakar.”
İşte o an, insanın içindeki kırılma sesi olur ya… Ben onu duydum devamı sonrki syfda...