
Eşim yıllarca anne olmayı bekledi — ama evlat edinmeden sadece dört hafta sonra eve geldiğimde onu ağlarken buldum:
“Artık anne baba değiliz!”
Eşim Merve, her zaman anne olmak istemişti.
Üniversitedeyken bebek isimleri hakkında konuşur, telefonunda çocuk odası fotoğrafları saklar, biri hamile olduğunu açıkladığında gülümserdi. Ama kimse bakmıyorken… gözleri dolardı.
Yıllarca denedik. Doktorlar sonunda doğal yollarla çocuk sahibi olamayacağımızı söylediklerinde, geriye açık kalan tek kapı evlat edinme gibi görünüyordu.
Bu yüzden yeni doğmuş bir bebeği evlat edinmeye karar verdik.
Merve, o ilk anları kaçırmaya dayanamayacağını söylemişti — hastane bilekliği, uykusuz geceler, hayatın bir anda tamamen değişmesi… Hepsini yaşamak istiyordu.
İşte Elif ile böyle tanıştık.
18 yaşındaydı. Küçük, ürkek ama güçlü görünmeye çalışıyordu.
Anne olmaya hazır olmadığını söyledi. Ama bebeğinin güvenli ve sevgi dolu bir evde büyümesini istiyordu.
Evraklar hazırlandı. Biz imzaladık. O da imzaladı.
Ajans her şeyi rutin bir işlem gibi anlattı.
Ve sonra bir anda… anne baba olduk.
İlk dört hafta adeta rüyaydı.
Uykusuzduk ama tarifsiz bir mutluluk içindeydik. Merve neredeyse hiç uyumuyordu ama sürekli gülümsüyordu. Sayısız fotoğraf çektik, geceleri fısıldaşarak konuştuk, kızımıza bakarken hâlâ gerçek olduğuna inanamıyorduk.
Adını Defne koyduk.
Hayatımda ilk kez kendimi gerçekten tamamlanmış hissettiğimi hatırlıyorum.
Bu yüzden o akşam eve girdiğimde içime çöken huzursuzluğu açıklayamamıştım.
Merve kanepede oturuyordu.
Ağlıyordu.
“Ne oldu?” dedim. “Defne nerede?”
Kızarmış gözlerle bana baktı.
“Artık anne baba değiliz!” dedi.
Ne dediğini anlayamadım.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
Merve yüzünü sildi, derin bir nefes aldı.
“Telefonuma bak,” dedi.
Masaya doğru yürüdüm. Dizüstü bilgisayarı açıktı.
En son gelen telefon mesajına tıkladım.
Ve o anda…
kalbim duracak gibi oldu.
Mesajı açtığım an ekranda tek bir başlık vardı ve o başlık, bütün dünyamı birkaç kelimeyle yerle bir etti:
“Evlat edinme süreci geçici olarak durdurulmuştur.”
Altında ajansın resmi logosu, tarih, dosya numarası… Her şey gerçekti. Bir süre sadece ekrana baktım. Harfler yer değiştiriyor gibi, satırlar gözümün önünde dalgalanıyordu.
“Bu… bu ne demek?” dedim. Sesim boğuk çıktı.
Merve’nin elleri titriyordu. “Bilmiyorum,” diye fısıldadı. “Az önce aradılar. Defne’yi… Defne’yi geri isteyebilirler.”
Bir saniye. İki saniye. Evdeki saat tiktakları normalden yüksek geldi.
“Kim?” diye sordum. “Kim geri istiyor?”
Merve cevap veremedi. Sadece başını iki yana salladı ve ağlaması tekrar şiddetlendi. O an evin içindeki hava ağırlaştı; sanki duvarlar biraz daha yaklaştı, tavan biraz daha alçaldı.
Mesaj aşağı kaydırdım. Metin kısa ama kesindi:
“Biyolojik annenin (Elif A.) yasal itiraz süreci başlatması nedeniyle, bebeğin geçici koruma statüsü yeniden değerlendirmeye alınmıştır. Tarafınıza ayrıca telefonla ulaşılacaktır.”
Elif… İtiraz mı? Ama imzalar… Evraklar… Her şey tamamlanmıştı. Ajans günlerce “Sorunsuz,” dememiş miydi?
Merve aniden ayağa kalktı. “Onu arayalım,” dedi. “Elif’i. Belki yanlış anlaşılma vardır.”
“Nasıl arayacağız?” dedim. “Numarasını bize hiç vermediler.”
Bu cümleyi bitirdiğim anda, zihnimde bir taş yerine oturdu: Bize hiçbir zaman numara vermemişlerdi. İletişim hep ajans üzerinden olmuştu. “Güvenlik,” demişlerdi. “Koruma,” demişlerdi. O zaman mantıklı gelmişti. Şimdi… şimdi ise bir duvar gibiydi.
Merve, telefonunu eline aldı. Parmakları ekranın üzerinde gezindi. “Az önce arayan numara burada,” dedi. “Ajansın değil.”
Ekrana baktım. Numara kayıtlı değildi devamı sonrki syfda...