
Düğün günümde, müstakbel eşim tam nikâh kürsüsünün önünde kulağıma fısıldadı:
“Ailen iflas etti. Parasızken sana neden ihtiyacım olsun ki?”
Yıkılacağımı sanıyordu.
Ama ben mikrofonu alıp herkesi dehşete düşüren bir şey söyledim.
Beyaz gelinlik üzerimde tonlarca ağırlık yapıyordu. Korse o kadar sıkıydı ki nefes almak zordu, etek her adımda yere takılıyordu. Salon; çiçek, pahalı parfüm ve insanların üzerime yüklediği beklentilerle doluydu.
Herkes bizi izliyordu.
Akrabalar…
Uzak yakın tanıdıklar…
Babamın iş çevresinden insanlar…
Orada bulunanların çoğu mutluluğu değil, statüyü önemsiyordu.
Bu evliliğin mantık evliliği olduğunu herkes biliyordu.
Ben de biliyordum.
O, benimle babamın mal varlığı, şirketi ve hisseleri için evleniyordu. Benim kim olduğum, ne hissettiğim onun için hiçbir zaman önemli olmamıştı. Seviyormuş gibi davranıyordu ama gerçekte sevdiği tek şey ailemin parasıydı.
Nikah memuru, ezbere bildiği sözleri okumaya başladı.
Misafirler başlarını sallıyor, gülümsüyor, bazıları şimdiden gözyaşlarını siliyordu.
Ortamdaki yapaylık o kadar yoğundu ki adeta elle tutulur gibiydi.
Tam o anda damat bana doğru eğildi ve kulağıma fısıldadı:
— Aileniz iflas etti. Artık size ihtiyacım yok.
Bunu son derece sakin, kendinden emin bir sesle söyledi.
Beni orada, herkesin önünde ağlarken, utanç içinde salonu terk ederken görmek istiyordu.
Beni ve ailemi aşağılamak için düğünün en kutsal anını özellikle seçmişti.
Ama ağlamadım.
Ona baktım…
Ve gülümsedim.
Yüzündeki ifadeyi asla unutamam.
Gerildi.
Çünkü bu, onun planında yoktu.
Bir adım kenara çekildim, orkestracının elinden mikrofonu aldım ve herkesin duyacağı şekilde konuşmaya başladım.
Söylediklerim salondaki herkesi dehşete düşürdü..