Hamileliğim boyunca kısrağımın bana karşı davranışları hep tuhaftı… ama bir gün yaptıkları, hayatımı altüst etti
Eşimle birlikte kendi çiftliğimizi işletiyorduk. Sebze ve meyve ekiyor, ineklere, tavuklara, domuzlara ve koyunlara bakıyorduk. Çiftliğimizde her şey değerliydi ama içlerinde biri vardı ki bizim için bambaşkaydı: kısrağımız.
Zeki, asil ve inanılmaz derecede sadıktı. Sadece bir hayvan değil, adeta ailemizin bir üyesiydi; sessiz bir dost, her an yanımızda olan bir yol arkadaşı.
Hamile olduğumu ve bir erkek bebek beklediğimizi öğrendiğimde, her şey değişmeye başladı. Özellikle kısrağımın davranışları…
Sıklıkla yanıma geliyor, kocaman kulağını karnıma dayayıp sanki içeriden gelen sesleri dinliyormuş gibi duruyordu. Bazen hafif hafif kişniyor, burnuyla bana nazikçe dokunuyordu.
Öyle bir hali vardı ki, sanki karnımdaki bebeği benden bile daha önce fark etmişti.
Yedi aylık hamileliğim boyunca beni hiç yalnız bırakmadı. Attığım her adımı izledi, sürekli etrafımda dolaştı, sanki beni korumakla görevliymiş gibiydi.
Ama bir gün… her şey aniden değişti.
Kısrak huzursuzdu. Gözleri farklı bakıyordu. Yanıma yaklaştı ve bu kez kulağını değil, burnunu karnıma bastırdı. Sert değildi ama rahatsız ediciydi. Geri çekilip korkuyla bağırdım:
— “Canımı acıtıyorsun! Ne yapıyorsun?”
Ama durmadı.
Tekrar tekrar burnunu ve hatta dişlerini karnıma doğru uzattı. Sanki çaresizce bir şey anlatmaya çalışıyordu. En sonunda beni ısırdı — hafifti ama korkudan nefesim kesildi.
Titriyordum. Aklıma gelen ilk düşünce dehşet vericiydi:
“Bebeğe bir şey mi oldu? Ya ona zarar verdiyse?”
Panik içinde eşimle birlikte hastaneye koştuk. Doktorlar beni hemen muayeneye aldı.
Ve kısa süre sonra yaptıkları keşif… odadaki herkesi şoke etti
Doktorların yüzündeki ciddiyet beni daha da korkuttu. Odaya girip çıkan hemşirelerin ayak sesleri kalbimin atışıyla yarışıyordu. Ultrason cihazı karnımda gezdirilirken herkes sessizdi. Ekrana bakamıyordum; sanki bakarsam kötü bir şey görecekmişim gibi hissediyordum. Elimi eşimin eline daha sıkı bastım.
Sonunda doktor derin bir nefes aldı ve konuştu. Ses tonu sakin ama netti. Karnımdaki bebeğin kalbi atıyordu, ama ritmi düzensizdi. Daha da önemlisi, plasentada fark edilmesi zor bir sorun vardı. Henüz ben hiçbir şey hissetmemiştim; ne ağrı ne de kanama. Eğer birkaç gün, belki de birkaç saat daha gecikilseydi, sonuç çok daha kötü olabilirdi.
O an anladım. Kısrağın davranışları bir saldırı değil, bir uyarıydı.
Doktorlar beni hemen gözlem altına aldı devamı sonrki syfda...