Kaynanamla aramız hiçbir zaman iyi olmadı. Bunu yüksek sesle söylemesek de herkes biliyordu. Aynı evin içinde olmasak bile görünmeyen bir duvar vardı aramızda. Ne ben o duvarı aşabiliyordum ne de o. Ne söylersem söyleyeyim, ne yaparsam yapayım, mutlaka bir yerinden eğip büküp kızlarına anlatıyor, beni onların gözünde başka biri gibi gösteriyordu. En çok da buna canım yanıyordu.
Kocamla bu yüzden çok tartıştık. Bazen gecenin bir yarısı, çocuklar uyuduktan sonra başlayan tartışmalar sabaha kadar sürüyordu. Ben onun annesine saygısızlık etmek istemiyordum ama artık susmak da istemiyordum. “Sadece konuş,” diyordum kocama. “Uyarman yeter. Ben kavga istemiyorum.” O ise hep arada kalıyordu. Ne annesini karşısına alabiliyor ne de beni tamamen sakinleştirebiliyordu.
Günler böyle geçti. Soğuk, mesafeli, gergin.
Ta ki o güne kadar.
O gün telefon çaldığında evde yalnızdım. Numara tanıdık değildi. Açtığımda karşıdan telaşlı bir ses geldi. Kelimeler karmakarışıktı ama tek bir cümle zihnime çakıldı:
“Anneniz düşmüş.”
Ne düşmesi, nasıl, nerede… Sormaya fırsat bile bulamadan ayakkabılarımı giyip çıktım. Yol boyunca kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Aklımdan bin türlü şey geçti. Ama tek bir şey düşünmedim: geçmiş.
Evin kapısı açıktı. İçeri girdiğimde gördüğüm manzarayı hâlâ unutamam. Banyoda, soğuk fayansın üzerinde yatıyordu. Yüzü bembeyazdı. Gözleri yarı açıktı ama bakışları boşluğa dalmış gibiydi. Beni gördüğünde dudakları kıpırdadı ama ses çıkmadı.
O an ne hissettiğimi anlatamam. Yılların kırgınlığı bir anda susmuştu. Sadece eğildim, elini tuttum ve “Buradayım,” dedim. Ambulansı aradım. Komşular geldi. Zaman uzadıkça uzadı.
Hastanede saatler geçti. Kocam yoldaydı, çocuklarıma komşu baktı. Diğer çocuklarından ses yoktu. Doktorlar konuştu, sedyeler geçti, koridorlar soğuktu. Ben bekledim.
Ameliyat gerektiğini söylediklerinde başımı salladım. Karar vermem gerekiyordu ve verdim. İmza attım. Bekledim. Yine bekledim.
Gece yarısına doğru ameliyat bitti. Doktorlar “zor ama umutlu” dedi. Ben o kelimeye tutundum: umut.
İşte o sırada, diğer çocukları geldiler. Kalabalık oldular. Sorular sordular. Ama kimse bana bakmıyordu. Sanki ben orada yoktum. Ta ki kaynanam gözlerini açana kadar..Devamı sonrki syfda..