
Sabahları bu evde uyanan ilk kişi her zaman ben oldum. Otuz beş yaşındayım ve beş yıldır Nermin Hanım’ın evinde hizmetçilik yapıyorum. Adımı pek bilmez ya da bilmek istemez. Ben onun gözünde bir isimden çok, yapılacak işlerin devamını sağlayan bir gölgeyim.
Bu eve ilk geldiğim günü hatırlıyorum. Kapıdan içeri girerken içimde tuhaf bir umut vardı. Büyük evler, geniş salonlar, parlayan avizeler… Belki burada çalışmak hayatımı biraz olsun düzene sokardı. Ama kısa sürede anladım ki bu evin ihtişamı, içinde yaşayan kalbin sertliğini gizliyordu. Nermin Hanım zengindi, yalnızdı ve bu yalnızlığını öfkeyle örtüyordu.
Bana çoğu zaman kötü davrandı. Bir gün kahveyi biraz geç götürdüm diye saatlerce ayakta bekletti, bir gün perdelerde toz bulduğunu söyledi diye sesini yükseltti. “Bu mu senin işin?” derdi, “Paranı hak etmiyorsun.” O anlarda içimde bir şeyler yanardı ama karşılık vermezdim. Çünkü biliyordum, sesimi yükseltirsem kapının önüne konulmam bir dakika sürmezdi.
Ben sustukça o daha çok konuştu. Ben başımı eğdikçe o daha çok yükseldi. Akşamları küçük odamda yatağa uzandığımda bazen ağladım, bazen sadece tavana baktım. Kendime hep şunu söyledim: “Bu da geçecek.”
Bir gün geçmeyeceğini sandığım şeyler geçmeye başladı. Nermin Hanım önce daha çabuk yorulur oldu. Merdivenleri çıkarken nefesi kesiliyor, eskisi gibi bağıracak gücü kalmıyordu. Sonra bir sabah kahvaltıya inmedi. Odasına girdiğimde yüzü solgundu, elleri titriyordu. Doktor çağırdım. O gün ilk defa bana sert bir söz söylemedi.
Hastalığı ilerledikçe evdeki herkes birer birer gitti. Akrabalar kısa ziyaretler yaptı, komşular baş sağlığı diler gibi bakıp uzaklaştı. Geriye sadece ben kaldım. İlaçlarını verdim, yemeğini yedirdim, geceleri ateşini ölçtüm. Bazen sayıklarken elimi tutardı. O anlarda içimde yıllardır biriken kırgınlıklar susardı.
Bir gece, herkesin gittiği, evin sessizliğinin ağırlaştığı bir anda bana baktı ve ilk defa adımı söyledi:
“Sen neden hâlâ buradasın Elif?”Devamı sonrki syfda..