
Ben kolay kolay şüphelenen biri değilim. Hatta çevremdekiler bunu bazen “fazla sakinlik” diye yorumlar. “Sen çok rahatsın,” derlerdi. Belki de öyleydim. Evlilik dediğin şeyin, güvenle ayakta kaldığına inanırdım. Birine “evet” dediysen, o insanın hayatındaki yerini tartışmaya kapatmış olursun sanırdım.
Ama insanın içine bir şey düştü mü, adı konmasa bile yerleşiyor. Önce küçük bir taş gibi… Sonra zaman geçtikçe büyüyüp göğsünün ortasında oturan bir ağırlığa dönüşüyor.
Bizim evliliğimiz dışarıdan bakınca düzgündü. Kocam çalışkandı, sorumluluk sahibiydi, çevresine karşı kibar ve ölçülüydü. Ben de kendi işimde gücümde, evin düzenini seven, planlı programlı biriydim. Büyük kavgalarımız olmazdı. Zaten çoğu zaman kavga edecek enerjimiz de olmazdı. Akşamları yemeği yer, televizyonu açar, yarınki işlere hazırlanır, uykunun içinde kaybolurduk. Son zamanlarda tek fark, onun biraz daha “dalgın” oluşuydu. Ama bunu da yormadım. “İş yoğun,” dedim. “Herkesin bir dönemi olur.”
Sonra ufak şeyler başladı.
Telefonunu eskisi gibi ortada bırakmıyordu. Banyoya bile yanında götürüyordu. Ekranı aydınlandığında bazen aceleyle ters çeviriyordu. Eskiden gereksiz gördüğüm bu hareketler, artık gözümün içine batıyordu. Sormadım. Sorduğumda aptal gibi hissetmekten korktum. Kendi kendime, “Paranoya yapma,” diye telkin verdim.
Bir de kır evi meselesi…
Kır evini biz evlendikten iki yıl sonra almıştık. Çok büyük bir yer değildi ama ikimize yetiyordu. Şehirden kaçmak için bir bahaneydi. Bahçesine ben çiçek ekerdim, o mangal yakardı. İlk zamanlar neredeyse her hafta sonu giderdik. Sonra işler arttı, hayat hızlandı, gitmeler seyrekleşti. Ama ben ne zaman “Bu hafta sonu gidelim mi?” desem, eskisi kadar hevesli olmazdı. “Yorgunum,” derdi. “Bu hafta dinlenelim.” Dinlenmek dediği de koltukta uyuklayıp telefona bakmaktı.
İki hafta önceydi. Bir akşam yemekten sonra, sanki havadan sudan konuşur gibi, “Hafta sonu kır evine gideceğim,” dedi. “Biraz kafa dağıtayım.” Ses tonu fazla normaldi, fazla sıradan. Ben de refleksle, “Ben de geleyim,” dedim. Dönüp bana baktı. O bakış… Çok kısa sürdü ama içimde bir şey kıpırdadı. “İstersen gel,” dedi, “ama ben biraz yalnız kalmak istiyorum.” Yalnız kalmak.
O cümle, beni günlerce rahatsız etti. Evlilikte yalnız kalmak istersin, evet. Ama bunu bu kadar net söylemek… Sanki beni hayatından bir süreliğine çıkarmak istiyormuş gibi. Yine de üstelemedim. Üstelemek de gururuma dokunuyordu. “Peki,” dedim, “sen bilirsin.”
Hafta sonu gitti. Cumartesi sabahı erken çıktı. Akşam aradım, açmadı. “Uyuyordum” diye döndü sonra. Pazar aradım, kısa konuştu, “Şebeke çekmiyor,” dedi. Oysa kır evinde şebeke her zaman çekerdi. En azından eskiden çekiyordu.
Eve döndüğünde üstü başı düzgündü. Hatta saçları bile garip bir şekilde özenliydi. “Orada ne yaptın?” diye sordum, sıradan bir merakla. “Biraz temizlik yaptım, bahçeyle uğraştım,” dedi. Bahçeyle uğraştıysa elleri neden tertemizdi? Temizlik yaptıysa neden tırnaklarının arasında toprak yoktu? Ben bunları yüksek sesle söylemedim. İçimde büyüttüm.
Sonra bir gece… Mutfakta su içerken onun telefonu masada titredi. Normalde bakmam. Hatta mesajına bile göz atmam. Ama o an ekranda bir isim belirdi: “Merve.” Merve diye birini tanımıyordum. Mesajın ön izlemesi kısaydı ama yeterliydi: “Haftaya aynı gün mü?” Yazıyordu. Ne demekti bu? Aynı gün neydi? Neyi haftaya tekrar edeceklerdi?
Telefonu elime almadım. Kilidini açmaya çalışmadım. Ama beynim artık durmuyordu. Ertesi gün iş yerinde bile aklım oradaydı. Kendimi, istemeden, onun hareketlerini takip ederken buluyordum. Geç geldiğinde “trafik” bahanesini, duşta fazla kalışını, bir anda “spor yapacağım” diyerek aldığı parfümü… Biriken şeyler artık tesadüf olmaktan çıkıyordu.
Ve o gün, bir öğleden sonra, kır evinin elektrik faturası mesajı geldi. Faturalar genelde e-posta ile gelirdi ama SMS bilgilendirmesi de açıktı. Mesajda “son okuma” tarihi yazıyordu. Tarih, geçen hafta sonuydu. Yani orada gerçekten elektrik kullanılmıştı. Bu normaldi. Ama tüketim miktarı… Normal değildi. Bir hafta sonuna göre fazlaydı. Buzdolabı zaten çalışıyor olurdu ama bu kadar tüketim… Sanki biri uzun süre kalmış gibi.Devamı sonrki syfda..