
Benim adım Fatma. Yetmiş iki yaşındayım. Bu hikâyeyi süsleyip püsleyemem. O gün ne olduysa öyle anlatacağım. Çünkü insan yaşlanınca bazı şeyleri romantikleştirmek istemiyor. Yaşadığın şey ya haksızlıktır ya da değildir.
Oğlumun adı Kemal. Gelinimin adı Sevda. Üç yıldır aynı evde yaşıyorduk. Ev Kemal’in üstüneydi. Ben eşimi kaybettikten sonra kiraya çıkacak gücüm yoktu. Emekli maaşım var, yetmez. Bir de sağlık masrafı var. Dizlerim ağrır, tansiyonum çıkar, bazen doktor kontrolü gerekir. Kemal “Anne gel bizde kal” dediğinde sevinmiştim. “Demek yalnız bırakmayacaklar” diye düşünmüştüm. Sonra işin öyle olmadığını anladım.
Ben evde oturan, yemek yapan, torun varsa bakan, markete giden biriydim. Sevda çalışmıyordu ama “evin düzeni benim” diye konuşurdu. Ben bulaşığa elimi uzatınca “Anne sen otur, senin yaşın” derdi. Güzel gibi görünür ama arkasında şu vardı: “Sen karışma.” Para konusu açılınca da “Anne senin maaşın zaten küçük, bizim evin gideri çok” derdi. Ben de her ay maaşımın bir kısmını zarfa koyup Kemal’e verirdim. “Bari suya, elektriğe katkım olsun” diye.
Kırılma noktası geçen kış oldu. Bir akşam sofrada Sevda benim yüzüme bakarak “Anne artık ev kalabalık, huzur kalmıyor. Biz genç insanlarız. Sen de hep hastalık, hep ilaç. Bu evde enerji kalmadı” dedi. Kemal o sırada telefona bakıyordu. Ben oğlumun bir şey demesini bekledim. “Sevda yanlış konuşuyor” desin istedim. Demedi.
Ertesi gün sabah kalktığımda kapının yanında küçük bir valiz vardı. Benim eski valizim. İçinde iki hırka, birkaç çorap, ilaç kutum, kimlik cüzdanım. Sevda mutfakta çay koyuyordu. Beni görünce “Anne biz bugün biraz işlere bakacağız, sen de bir süre ablanda kal” dedi. Ablam yıllar önce öldü. Sevda bunu biliyor. “Akrabada kal” demek istiyor ama kimin yanında, nasıl, onu bile düşünmemiş.
Kemal o sırada salondaydı. “Anne ya, idare et. Biz de zorlanıyoruz” dedi. Sesinde suçluluk var mıydı, bilmiyorum. Ben “Nereye gideyim Kemal?” dedim. “Bir yol bulursun” dedi. Ben o an anladım: Evde fazlalık olmuşum.
Kapının önüne çıktım. Elimde valiz, diğer elimde baston. Hava soğuktu. Otobüs durağına yürüdüm. Durakta oturdum. Ne ağladım ne bağırdım. İçimden sadece şu geçti: “Beni sokağa koyan insan benim oğlum.”
Cebimde biraz para vardı. Birkaç gün idare eder. Ama nereye? Arkadaş dediğin insanlar ya benim yaşımda ve kendi derdi var ya da şehir dışında. Çocukluk komşuları dağıldı gitti. Devletin misafirhanesi olduğunu biliyordum. Belediyeye gittim. Oradaki görevli kadın kimliğime baktı, “Teyze, seni geçici misafirhaneye alalım, sosyal hizmetlerle de görüşürüz” dedi. O an ilk defa biri “teyze” deyince içim ısındı. Çünkü iki gündür bana insan gibi bakan yoktu.
Misafirhanede oda verdiler. Temizdi. Yemek vardı. Ben orada üç gün kaldım. Üçüncü gün öğleden sonra telefonum çaldı. Numara tanımadığım bir numaraydı.
“Fatma Hanım siz misiniz?” dedi bir erkek sesi.
“Evet, buyurun.”
“Ben Avukat Murat. Size bir tebligat ve bir miras işlemi hakkında ulaşmam gerekiyor. Uygun musunuz?”
Ben ilk başta dolandırıcı sandım. Çünkü bu yaşta, bu zamanda insanın aklına ilk o geliyor.
“Ne mirası?” dedim.
“Babanız Mehmet Bey’in, anneniz Zeliha Hanım üzerine geçen bir taşınmaz var. Anneniz vefat edince mirasçı olarak siz görünüyorsunuz. Dosya yıllardır beklemiş. Şimdi değer tespiti ve intikal için sizin imzanız gerekiyor.”
Benim babamın adı Mehmet’ti evet. Annemin adı Zeliha’ydı. Ama “taşınmaz” dediği şey ne? Bizim bildiğimiz babam memurdu, maaşla geçinirdi. Özel bir servet yoktu. Babam öldüğünde de bir şey kalmadı sanmıştık.
“Yanlış olmasın, bizim bir şeyimiz yoktu” dedim.
“Dosyada tapu kayıtları var. Uygun olursa yüz yüze görüşelim. Size evrakları göstereyim. Kimliğinizle gelmeniz yeterli.”
Misafirhaneden izin aldım, avukatın verdiği adrese gittim. Küçük bir büroydu. Masanın üstüne dosya koydu. Tapu fotokopileri, veraset ilamı, eski bir vekâlet belgesi. Harita gibi bir şey. Bana tek tek anlattı.
Meğer babam yıllar önce, kimseye söylemeden annemin adına bir arsa almış. “Çocuklar bilmesin, sonra kavga çıkar” demiş. Annem de bize söylememiş. O arsa o zaman şehir dışında, değeri düşük bir yermiş. Kimsenin umurunda olmamış. Yıllar içinde şehir büyümüş. İmar gelmiş. Yol geçmiş. Arsanın yanına siteler yapılmış. Değeri bir anda fırlamış.
Avukat bana açık konuştu: “Fatma Hanım, burası artık ‘arsa’ gibi değil, yatırım bölgesi gibi. Satılırsa ciddi bir bedel çıkar.Devamı sonrki syfada..